Askeri Strateji | Savaş Amacıyla Örgütlenmek | Devrim Silahlı Mücadele Çizgisinde Gelişecektir

KÜRDİSTAN DEVRİMİ SİLAHLI MÜCADELE ÇİZGİSİNDE GELİŞECEKTİR
 
Kürdistan devriminin gelişme yolunu tesbite çalışırken, öncelikle ülkemizin siyasal statüsünü, ekonomik, toplumsal ve politik yapısındaki değişmeleri irdelemek ve kalın çizgilerle de olsa belirli tesbitlere varmak gerekiyor. Ki bu tesbitler, esas olarak devrimimizin gelişme yolunu belirliyor.
    Kürdistan, herşeyden önce bir sömürgedir. Ve O, bölgemizde sadece sömürgeciliğin değil; emperyalizmin de en zayıf halkalarından birini oluşturmaktadır. Daha da önemlisi, bugün ülkemizde fiili bir durum; acımasız bir savaş söz konusudur. Ve ayrı ayrı parçalarda kendi seyri içinde gelişen savaşın niteliği, boyutları ve zaafları, bu nesnel gerçekliği değiştirmiyor. Kaldı ki, temel mücadele alanımız olan Kuzey Kürdistan’daki savaşı “oyun içinde oyun” gibi görenler bile, ülkemizin bu en büyük ve jeo-politik bakımdan en önemli parçasında, her türlü hile, vahşet ve alçaklığı içeren çok yönlü bir savaşın yürütüldüğünü; düşmanın, yetersizliklerini aşmaya çalışarak halkımıza dayattığı savaşı sürekli kılabilecek köklü hazırlıklar yaptığını; kısaca savaş içinde uzun erimli bir savaşa hazırlandığını görüyorlar. Çünkü düşmanın, toplu köyler vb. adı altında kırsal alanları boşaltmaya çalışması, toplu sürgünleri sürekli gündemde tutması, silahsız ve savunmasız kitlelere ve yurtsever güçlere yönelttiği saldırı ve operasyonlar eşliğinde “korucu”luk sistemini “özel hareket timleri”yle takviye edip geliştirmek istemesi, daha doğrusu yeni Hamidiye Alayları örgütleme çabaları, Kürtlerden oluşturulacak ordu hazırlıkları, sömürge valiliğini ihdası; Bask, İrlanda, Korsika vb.de uygulanan sömürgecilik politikalarını yakından izletip bunlardan edindiği sonuçları Güney ve Doğu Kürdistan’daki deneyimlerle birleştirerek günümüz koşullarına “cevap verebilecek” savaş politikaları geliştirme çabaları ve buna bağlı olarak Kürt bujuva ve reformist güçlerine göz kırpma çabaları; onları ve diğer parçalardaki kimi kurtuluşçu güçleri, radikal mücadele çizgisine karşı kullanma ya da Kürdistan’daki direnişin zaaflarına basarak onlardan yararlanmaya özel bir özen göstermesi, bu barbar, sinsi ve hain politikanın çıplak örneklerini oluşturuyor(11). Ve bunu görmemek için kör olmak gerekiyor.
    Diğer yandan, emperyalizmin, Sovyetler Birliği ile sınırı olan Akdeniz’den Basra Körfezine uzanan Kürdistan’daki savaşa seyirci kalmıyor. Aksine ABD ve kimi Avrupalı müttefikleri, ekonomik ve stratejik önemi büyük olan bu zayıf halkanın koparılmasını engellemek için, “kurtla beraber oturup kuzuyu yiyor, sahibiyle beraber oturup ağlıyor”lar. Onların, bir yandan Türkiye’ye, “Kürt halkının varlığını tanıyın... azınlık haklarını verin..” diye telkinlerde bulunmaları(!); diğer yandan, Kürdistan’ı, NATO’nun Ortadoğuya yönelik bir askeri üssü haline dönüştürmeleri ve sömürgeci Türk devletini ekonomik ve askeri yönden desteklemeleri ve daha şimdiden “Türkiye’de bir Kürt ayaklanmasını nasıl bastıracağını” ortak tatbikatlarla sergilemeleri bunu gösteriyor(12). Bugün bunu yapan ABD, B. Almanya ve diğer bazı emperyalist ülkelerin, Kürdistan’daki savaşın kızışması halinde, sadece ekonomik ve askeri destekle yetinmeyecekleri de bir sır değildir.
    İkincisi, ülkemizde çok hızlı ve dinamik bir süreç yaşanıyor. Dayatılan savaşa, savaş hali yasalarına rağmen halkımıza ve onun devrimci-yurtsever güçlerine boyun eğdirilemiyor. Ulusal hareketin yapısında taşıdığı dinamikler, halk kitlelerinin derinden derine kabaran kin ve öfkeleri ve gelişen mücedele, Kürdistan’daki devrimci süreci geriye çekmeye ya da yumuşatmaya el vermiyor. Boyutlanan ulusal kurtuluş mücadelesi karşısında, düşmanın vereceği ödünler, devrimci sürecin yapısında geliştirdiği patyayıcı birikimleri boşaltmaya yetmiyor. Sömürgeci düşman ve emperyalizm ise, bu durumu yakından görüyor ve izliyor. Kürdistandaki savaşın sürekli kılınmasına ilişkin hazırlıkları, bunu bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Reformistlerimizin özlemini duyduğu “barışçı eylem” ve dernekçilik dönemi tarihe karışmış bulunuyor. Çünkü sömürgeci statükoda açılan ve açılacak olan her delikten, ulusal kurtuluşçu güçlerin yararlanacağını düşman da gayet iyi biliyor. Ve bunu bildiği için de ülkenin ve hayatın her alanında savaş yasalarını uygulamayı, şiddet ve barbarlığı esas alıyor.
    Üçüncüsü, düşman orduları tepeden-tırnağa çağımızın en modern, silah araç ve gereçleriyle donatılmıştır ve düşman, bugün için geçici de olsa (ki geçicidir), hala güçlüdür. Ayrıca tarih boyunca yaşanan yenilgiler, yenilgilerin gerçek nedenlerini kavrayamayan geniş yığınların, özgüçlerine güvenlerini belirli ölçülerde de olsa sarsmış; toplumun bazı kesimlerinde zayıflığın “aşılmaz bir kader olduğu”(!) imajını güçlendirmiştir. Bunun kırılması gerekiyor.
    İşte, devrimimizin gelişme yolunu belirleyen esas unsurların biçimlendirdiği tablo budur. Bu somut koşullarda, bir numaralı görevin, zayıflığı kuvvete dönüştürmek, kitlelerin kendilerine güvenmelerini sağlamak ve ulusal benliğe varmış bir ulus yaratmak olduğu açıktır. Bu da ancak, dayatılan savaşı kabullenmek ve daha etkin bir şiddet çizgisinde savaşımı geliştirmekle mümkündür. Çünkü bu, hem düşman saldırılarını karşılamak ve koşullara uygun karşı saldırılar düzenlemek; hem de siyasal örgütlülüğü geliştirmek ve değişik türde toplumsal mücadele biçimlerini örgütlemek, korumak ve geliştirmek için gerekli ve zorunludur. Kürdistan devrimi silahlı mücadele çizgisinde gelişecektir.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ