DBP VE ZORUNLU BİR AÇIKLAMA (*)
 
Kısa bir süre önce, “Devrimci Birlik Platformu”nun kurulduğu açıklandı. DBP’na da ebelik eden ve fakat özünde daha kapsamlı bir “birlik” amacını esas alan çalışmalara, başlangıçta örgütümüz de katıldı.
    Çalışmalar, Kasım 1988 ortalarında başladı. Hareketimizin de içinde yer aldığı 4 örgüt, yaptıkları ilk toplantı sonucunda, Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimci-yurtsever tüm örgütlere ve bazı politik çevrelere, aşağıdaki ortak çağrıyı çıkardılar.

 

“ÇAĞRI
 
“12 Eylül faşist darbesi, Amerikan emperyalizminin bölgemiz Ortadoğu’da sarsılan hakimiyetini sağlamak, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi ve Türkiye devrimci-demokratik hareketini ezmek, var olan ekonomik krizi geniş emekçi yığınların sırtına yıkmak ve içine düştüğü siyasi krize son vermek için geldi. Faşist generaller 12 Eylül darbesinin ilk yıllarında halklarımız üzerinde amansız bir baskı uygulayarak amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Yüzbinler işkence tezgahlarından geçirildi, darağaçları kuruldu, Kürdistan’ı bir boydan bir boya zulüm ve vahşet sardı. DİSK kapatılırken Türk-iş’in tüm sendikal faaliyetlerine son verildi, öğretmen-öğrenci ve her türlü halk örgütlenmeleri kapatıldı, yasaklandı.
    “Faşist cuntanın gelişen halk hareketlerini bastırdığı, halkın devrimci örgütlerine ağır darbeler vurduğu bir dönemde direnmek, teslim olmamak, cezaevlerinde devrimci onuru korumak, dağınıklığı toparlamak başlıca görevdi. Faşist zulmün bu karanlığa karşı direniş ve mücadele çizgisi izleyen güçler bu dönemde yenilen darbelerin yaralarını sarmak ve devrimci mücadeleyi yeniden yükseltmek için adımlar attılar, halklarınmızın kutsal davasını ayakta tutmayı sürdürdüler.
    “1980-84 karanlık döneminde faşist generallerin halklarımıza giydirmek istediği önce Evren-Sunalp-Calp, daha sonra da Evren-Özal elbisesi dar geldi. Bir yandan Kürdistan’da zulme ve baskıya karşı gelişen ulusal kurtuluş mücadelesinin meşru bir zeminde başlayan silahlı mücadele ile daha bir ivme kazanması ve silahlı mücadelenin günümüze doğru aydınların giderek artan oranda mücadele sahnesine inmesi hakim güçlerin iç çelişkileriyle birleşince giydirilmeye çalışılan elbise sağdan soldan yırtılmaya başladı. Ülkemizde demokrasi gelmedi, faşist diktatörlük hala sürüyor. Ancak karanlık perdede gedikler açılmıştır. Bu gedikler de her geçen gün büyümektedir. Faşizmin temelleri aşınmaktadır.
    “Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Buna bağlı olarak halklarımızın mücadelesi ve devrimci örgütler bu yeni dönemin görevleriyle karşı karşıyadır. En başta sekiz yıldır toplumda ortaya çıkan muazzam devrimci değişiklikleri görmeliyiz. Özelde Kürdistan’da sürdürülen silahlı mücadelenin, genelde işçi-emekçilerle birlikte tüm toplum kesimlerinin kavgasının toplumda yarattığı derin etki ve değişimleri kavramalıyız. Faşizmin sekiz yıldır baskı, terör, işkence dalgasına paralel olarak sebep olduğu pahalılık, işsizlik, açlık, sefalet, çürümüşlük ve en önemlisi de umutsuzluk gibi dinamitlerin toplumda muazzam bir devrimci potansiyel yarattığını görmeliyiz. Özcesi yıpranan faşist diktatörlük karşısında halklarımızın bağrında biriken dev gücü kavramalıyız. 1980’den önce bile, yasak olan “Kürt”, “Kürdistan”, “devrimci”, “komünist” gibi kavramlar, artık günlük gazete ve dergilerin, parlamento tartışmalarının değişmez konusu olmuştur. İnönü, Demirel, ve Ecevit, yüzde 35’lik oyla ayakta duran ANAP iktidarına ciddi bir alternatif oluşturamıyorlar. Bu partilerin en aktif üyeleri bile liderlerinin bir şey yapabileceğine inanmıyor. Egemen sınıf temsilcisi partiler için iktidar ateşten bir gömlek olmuştur.
    “Halklarımızın kutsal davaları yolunda kavga veren bizler, bu yeni döneme denk düşen adımları atmakla yükümlüyüz. Faşist diktatörlüğe karşı halklarımızın devrimci iktidar alternatiflerini oluşturmak, ayrı kanallardan yürüttüğümüz kavgamızı iktidar perspektifiyle birleştirmek zorundayız. Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı dahil, kendi kaderini tayin hakkını gerçekleştirecek Kürdistan Ulasal Kurtuluş Cephesi ve Türkiye’de halkın demokratik iktidarını gerçekleştircek Demokratik Halk Cephesinden oluşan Birleşik Halk Cephesi faşist diktatörlüğe karşı halklarımızın alternatifidir. Elbetteki, böylesi bir cephe faşist diktatörliğe karşı en geniş güçleri kapsamalıdr. Ve bu kolay olmayacaktır. Ancak, bu uğurda savaşanların bugünden birlikte atacakları adımlar, hayatın muhtelif alanlarında birlikte yapacakları işler, Birleşik Halk Cephesini yakınlaştıracaktır.
    “Devrimci parti ve örgütler olarak bugüne kadarki bütün birlik deneylerini değerlendirerek olumlu yanlarını geliştirip, olumsuzluklardan dersler çıkarmalıyız. Geçmişte Türkiyeli ve Kürdistanlı örgütler arasında ilişkilerin zedelenmesine yol açan yanlış tutumlardan ders çıkarıp aşmalıyız. Rekabatçi, tasfiyeci, sekter, sıkça rastlanan çocukça tutumlardan uzak, demokratik ilişkilere dayalı, ideolojik farklılıkların varlığını kabul ve bunlara tahammül eden demokratik bir platform oluşturmalıyız. Küçük meseleleri büyütmek, büyük idealleri olanların tavrı değildir. Devrimimiz tek bir partinin değil, Türkiye ve Kürdistan halklarının ve onların devrimci-ilerici örgütlerinin eseri olacaktır. Bir araya gelen devrimci örgütler olarak görevimiz doğmatiklikten, kopyacılıktan, basmakalıpçılıktan uzak, yaratıcı ve kendi gerçekliğimize uygun, başta kendi özgücüne güvenen, değişik alanlarda her türlü mücadele biçimini başarıyla uygulayan bir birlik oluşturmak olmalıdır.
    “Bu çağrımız bir başlangıçtır. Ve kimseye kapalı değildir. Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesi ile Türkiye demokratik halk devrimi mücadelesinin birlikte yürütülmesine inanan her örgüt yer almalıdır diyoruz. Ayrıca faşist diktatörlüğü yıkma mücadelesinde Arap, Çerkez, Laz ve diğer ulusal azınlıklar üzerindeki baskılara karşı çıkma kavgasında birlikte olmak istyen herkes yer almalıdır diyoruz. Ev sahibi, misafir yoktur; herkes ev sahibidir. Türkiye ve Kürdistan hepimizn vatanıdır. Örgütlerin kendi tarihlerine uygun olarak meşrep ve üsluplarının farklı olması, ortak mücadele etmemize engel olamaz, olmamalıdır. Herkesin mücadele yol ve yöntemlerine saygımız vardır, kimseden illa silahlı mücadele vermesini istemiyoruz. Ancak herkes de bizim kendi mücadele metodlarımıza saygı göstermelidir. Kürdistan’da vahşi bir savaş yürüten Evren-Özal’la anlaşmamızı, ABD ve NATO’ya düşmanlığımızdan vazgeçmemizi, emperyalizme karşı olmaktan vazgeçmemizi -velev ki, bu AT emperyalizmi de olsa- kimse bizden istememelidir. Bu çerçevede, halklarımızın katili ve düşmanı Evren-Özal’la uzlaşma çabaları ve girişimlerini mahkum ediyoruz.
    “Birleşik cepheye giden böylesi bir demokratik platform, başlangıçta ortak bir yayın faaliyetiyle ve muhtelif mücadele alanlarında eylem birlikleriyle başlayabilir, giderek demokratik ve siyasi ortak örgütlenmelerle sürebilir. Şu anda düşünemeyeceğimiz çeşitli zenginlikte halk örgütlenmeleri ve birlikleri yaratılabilir. Bugüne kadarki çeşitli birlik ve ortak yayın çabalarının yaşadığı sorunlar bizleri ürkütmüyor. Olumsuzluklardan dersler çıkarıp yeni bir ruhla mücadelenin eriştiği olgunluğa denk düşen bir yaklaşımla her türlü engeli devrimci bir şekilde aşabilmeliyiz.
    “Kavagamız büyük, mücadelemiz onurludur. Evren-Özal çetesini ve temsilcisi oldukları egemen sınıflar iktidarını Türkiye ve Kürdistan halklarının sırtından söküp atmak için, toplumda biriken muazzam devrimci potansiyeli açığa çıkarmak, halklarımızın ortak kavgasında devrimci altenatifi oluşturmak için gücümüzü ve mücadele metodlarımızı ortak bir kanalda birleştirelim. Türkiye ve Kürdistan halklarını, ulusal azınlıkların zengin kültür ve tarih miraslarına uygun olarak Orta-Doğu’da ABD emperyalizminin ve gericiliğinin tahakkümünden kurtarıp layık oldukları onurlu yere yükseltelim.
    “Bu çağrımızı bütün parti, örgüt, çevre ve kişilerin samimiyet, cidiyet ve sorumlulukla değerlendirmelerini bekliyoruz. Son sekiz yıldır halklarımızın çektiği acılar, yüce amaçlar için devrimci mücadelede şehit düşen yoldaşlarımızın şerefli anısı, işkence odalarında zulüm gören yüzbinlerce devrimcinin çektiği çile her zamankinden fazla bizden böyle bir sorumluluk istiyor. Bizler bu sorumluluğun bilincindeyiz. Ve ortak iş yapmanın öngördüğü her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız. Kasım 1988”
 
Çağrıyı yapan örgütler:
    PKK Partiya Karkeren Kurdistan
    SVP Sosyalist Vatan Partisi
    TKP(B) Türkiye Komünist Partisi (Birlik)
    TSK Tevgera Sosyalista Kurdistane
 
Görüldüğü gibi çağrı, birlik sürecinde yeni bir adım olmanın ötesinde, kapsamı, hedefleri, esnekliği ve yeni bir dönemin kapılarını aralamak isteği bakımından tarihi bir anlam ifade ediyor.
    Bununla birlikte bu, sadece ilk bir adımdı; olgunluk, sorumluluk, sabır ve özveri isteyen yeni adımlarla geliştirilmeye muhtaçtı. Ve bunun kolay olmayacağı, daha başından belliydi. Çünkü her şeyden önce, sorumluluk ve özverinin tüm taraflarca ortaklaşa paylaşılması gerekiyordu.
    Ne var ki çağrımızın muhatabı olan örgütler bu sorumluluğu göstermediler. Kimileri (örneğin TKPB ve onun yörüngesinde bulunan örgütler), nesnel konumları itibarıyla çağrımıza olumlu bir yanıt vermediler. Ki bu, pek de şaşırtıcı değildi. Kimileri samimi ve ciddi bir yanıt vermediler ya da “kaçamak” yaptılar. Kürdistanlı örgütler ise, genelde açık olumsuz bir tutum takımadılar; ancak oyalayıcı davrandılar ve bu işi ağırdan aldılar.
    Çağrıyı yapan örgütler olarak, olumsuz bir tabloyla karşı karşıya kalmıştık. Bu durum, özellikle SVP ve TKP(B)’nin aceleci eğilimlerini daha da kamçılıyordu. Aralık ve Ocak ortalarında yaptığımız iki ayrı toplantıda da, hemen çıkış yapma eğilimi kırılamadı. Tersine giderek egemen olmaya başladı. Oysa, çağrıyı yapan örgütler olarak, sabırılı olmak; çağrımızın takipçisi olmak ve en azından “kaçamak” yapan ya da oyalamacı davranan örgütlerin açık ve kesin tutumlarını öğrenmek zorundaydık. Toplantılarda da bunu ısrarla belirttik. Ancak bu tutumumuz kabul görmedi.
    kincisi, benzer bir yaklaşım “Platform Deklerasyonu”nun hazırlanmasında da kendisini gösterdi. Öyle ki, asgari müştereklerde çakışan ortak hedeflerin tesbiti yerine, dar ve sığ belirlemelerde ısrar edildi. Ve üç “ayrı” (!) metin üzerinde yapılan tartışmalarda arpa boyu mesafe alınamadı. Her defasında aynı belirlemeler gündeme getirildi ve ortak asgari tesbitlere varmamız engellendi.
    İşte, bu nedenlerden ötürü, Kürdistan ve Türkiye ölçeğinde ayrı ayrı cepheleri ve daha sonra bu iki cepheden oluşacak Birleşik Halk Cephesini örmeyi amaç edinen söz konusu tarihsel adım dumura uğradı. Ve son iki nedenden dolayı da, örgütümüz, DBP’nun açıklanması öncesinde bu çalışmalardan çekilidi.
    Hiç kuşku yok ki yukardaki çağrıda ifadesini bulan tarihi adımın, özüne uygun bir şekilde geliştirilmemesi olumsuz bir durumdur. Ancak, bu ve benzer olaylar, Kürdistan’da en geniş güçlerin birliğini esas alan ulusal kurtuluş cephesinin inşası konusunda ısrarlı olmamıza ve Türkiye devrimci-demokratik hareketiyle dayanışmayı geliştirmemize engel değildir. Tarihsel sürecin doğruladığı birlik politikamızda, ısrarlı ve kararlı olacağız; geniş cephe taktiklerini gündemde tutacağız.

(*) Bu yazı, ilk olarak Denge Welat adlı derginin 2. sayısında (Nisan 1989), ikinci olarak da Zeki Adsız, Devrimci Süreç Birlikler Sorunu Faşizme ve Sömürgeciliğe Karşı Mücadele Perspektifleri (Heviya Gel Yayınları, 1991, Almanya) adlı kitapta (ss. 131-136) yayınlanmıştır.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ