Genel Sekreterliğe | Açlık Grevi | Yayın Organına

TSKP MERKEZ YAYIN ORGANI EDİTÖRLÜĞÜNE
 
Merkez Komitesinin hakkımda verdiği 17.7.1982 tarihli karar maddi gerekçlere dayanmayıp, uzun bir süreçte hazırlanan ve özellikle yazılı eleştirilerimi sunmamdan sonra sistemli bir şekilde geliştirilen bir komplonun ürünüdür. Anılan kararı burada geniş boyutlarda tartışmaya gerek yok. Zaten diğer temel sorunlar gibi bu karar da, en ince ayrıntılarına kadar Parti üyeleri, işçi sınıfımız ve emekçi yığınlar önünde tartışılmadan gerçeklerin su yüzüne çıkarılması olanaksızdır. Ancak burada, konumuzun özü bakımından kısaca bazı noktaları açıklığa kavuşturmak zorunluluğu var. Asıl tartışma konumuza geçmeden önce, MK’nin 14.7.1982 tarihli kararını, bu karara karşı verdiğim kısa yazılı cevabı ve “ünlü” 17.7.1982 tarihli kararı bir kez daha buraya aktarmakta yarar var, kanısındayım.
    “Saleh Yoldaş,
    1- 5.1981 tarihli yazılı eleştirinizde Partimizin örgütsel yapısına ve pratik çalışma anlayışına ilişkin olarak getirdiğiniz oprotünizm suçlamasını, sizin de katıldığınız toplantıda 10 (on) gün süreyle tartışıp değerlendiren Merkez Komitemiz, oybirliğiyle, bu eleştirileri objektif gerçeklere aykırı ve haksız bulmuştur.
    2- Bir Merkez Komitesi üyesi olarak bu görüşlerinizi MK içinde veya Kongrede tartışmak hakkınızdır. Ancak sizin, tüzük kurallarına, demokratik merkeziyetçi çalışma ilkelerine aykırı olarak, yazılı eleştirinizdeki görüşleri daha önce İran’da ve Avrupa’da Parti üye ve sempatizanları arasında yaymaya çalıştığınız ve bu yönde taban çalışması yaptığınız saptanmıştır. Bu ise Partimiz içinde sürtüşmelere, yoldaşlar arasında güvensizliğe, hizip eğilimi gösteren gruplaşmalara yol açmış, Parti birliğini zedeleme noktasına varmıştır.
    Bu nedenlerle Merkez Komitemiz, oybirliğiyle yazılı özeleştiri yapmanıza karar vermiştir. 14.7.1982
    Merkez Komitesi”
 
    “TKSP MK Genel Sekreterliğine Konu: “4.7.1982 tarihli MK toplantısında iki made halinde istenen özeleştiri hk.
 
    1- 5.7.1982 tarihinde TKSP Genel Sekreterliğine sunduğum yazılı eleştirim, 4.7.1982 tarihinde başlayan MK toplantımızın gündemi -ikinci madde- gereğince tartışıldı. Partimizin pratik örgütsel çalışmalarına ilişkin eleştirimin “objektif gerçeklere aykırı ve haksız” bulunması konusunda (çizildi) ikna olmuş değilim. Toplantıda da belirttiğim gibi eleştirilerime yansıyan görüşlerimin bugün de doğru olduğu kanısındayım. Bu nedenle, Partimizin karşı karşıya bulunduğu pratik örgütsel sorunlarımızın aşılmasına katkısı bulunacağı inancımı koruyorum.
    İçinde bulunduğumuz sürecin ağır koşuları karşısında Parti birliğimizin zedelenmemesi konusunda samimi olduğumu bir kez daha yinelemeyi görev sayıyorum. Elbette istediğim birlik kof değil, devrimci birliktir. Yazılı eleştirimde önerdiğim kongre veya konferans istemimi, Partimizin devrimci birliğine hizmet edeceği inancıyla yineliyorum. Bu önerim benimsendiğinde yazılı eleştirime yansıyan -toplantıda daha geniş boyutlarda tartışılan- görüşlerimi kongrede tartışmak üzere saklı tutacağımı, Leninist demokratik merkeziyetçilik ilkesinin Partimizde somutlaşan prensiplerine (!) bağlı kalarak çalışacağımı belirtirim. (1) ancak MK’nin özeleştiri iseminin ikinci maddesine ilişkin sorunlara gerçekçi, tarafsız çözümler bulunabilirse... Ve de geliştirilen sağ kampanyanın kaynakları tesbit edilirse...
    II- MK üyesi olarak iddia edildiği gibi eleştirilerime yansıyan görüşlerim doğrultusunda taban çalışması yapmış değilim. Bunu toplantıda da ısrarla belirttim. Ve söz konusu iddiaların araştırılmasını istedim, öneride bulundum.
    Anılan maddede belirtilen İran ve Avrupa’daki olaylara ayrı ayrı değinmek gerektiği kanısındayım.
    Toplantımızda tartışılan İran’daki “olayları” burada yinelemeyi gerekli görmüyorum. İran’da yaşanan “olaylar”ın temel nedenleri kanımca şöyle sıralanabilir:
    Birincisi, daha başından beri İran’a götürmek zorunda kaldığımız bazı Parti üyeleri sorun yaratmakta gecikmemişlerdir. Her İran’a uğradığımızda yeni sorunlarla karşılaşmısızdır. Bunedenlerle ilk dönemlerde bazı unsurları geri çekmek zorunda kaldığımız da olmuştur. Bu sorunların temel nedenlerinden biri, hatta en önemlisi sorunları yaratan, sorunlara kaynaklık eden bazı unsurların TKSP üyeliğinin gerektirdiği dayanıklılığı, yiğitliği ve fedakarlığı gösterebilecek bir yapıda olmamaları ve İran’daki savaş koşullarına göğüs gerememeleridir.
    İkincisi, o dönem ağır koşullarda ve bir yığın sorunla karşı karşıya bulunuyorduk. Bir yandan düşmanın ağır saldırısı ve “dost güçlerin” yoğun karşı propagandaları, diğer yandan Diyarbakır deşifrasyonuyla bir yığın sorunun bir anda acil çözümler dayatması, kadrolarımızın buna hazırlıklı olmaması, birtakım olanaksızlıklar ve daha da önemlisi verilen görevlere birçok kez uyulmaması vb. sorunlar nedeniyle, işlerin benim de içinde bulunduğum birkaç (çizildi) MK üyesi ve sınırlı bazı kadroların omuzlarında kalması, Genel Sekreterlikle ciddi bir diyaloğun kurulmaması, başarılabilecek işlerin büyük ölçüde başarılmasına rağmen, tabanımız belli bir moral çöküntüsü ve panik içindeydi. Bu çöküntü İran’da bulunan Parti üyelerimizin bir kısmında had safhaya varmıştı. Her gidişimizde bu unsurlar serzenişte bulunuyor, MK’ne yönelik değişik gürden eleştiri ve suçlamalar getiryorlardı.
    Bazı “düzmece” ifadelerin altına imza koyanların bana maletmeye çalıştıkları “Hareket tepeden çözülmüştür”, “Hareket büyük bir darbe yemiştir.” vb. şeyleri sakız gibi ağızlarında çiğnedikleri yaşadığım bir gerçektir. Yine belli şahıslar bu türden soruları sık sık yanıtlamak için bana yöneltmişlerdir. Bu durum karşısında, bu yörede bulunan Parti üyelerinin Diyarbakır’daki ifadelerle ilgili olarak bizim dışımızdaki kaynaklardan duydukları bilgilerin doğru olanlarını kendilerine söylemek zorunda kalmışımdır. Ayrıca dıştan gelen spekülasyonlara karşı duyarlı olmaları gerektiğini de vurgulamışımdır. Ayrıca bu ve benzeri konularda arkadaşlar arasında dedikodu yapılmaması gerektiği konusunu da vurgulamışımdır. Ve yine hareketimizin en kısa sürede yeni dönemin dayattığı sorunları değerlendirip kendilerine gerekli bilgileri ileteceğini altnı çizerek belirtmişimdir. Ancak tüm bu çabalarımıza, (çizildi) açık davranışlarımıza ve var olan olanaklarımızla kendilerine yardımcı olmamıza rağmen Kürdistan’da çalışan arkadaşlarımıza göre çok daha güvenlikli koşullarda bulunan bu arkadaşların bir kısmını tatmin etmek mümkün olmamıştır. Ve bazı unsurlar sürekli sorun yaratmakta bilinçlice ısrar etmiştir. Nihayet Vazgal olayı, elimde olmayan nedenlerden dolayı olmuştur. İkinci gün yapılan değerlendirme toplantısında Vazgal ve Mecit tarafından kişiliğime yönelik saldırılar tekrarlanmıştır.
    Ben de bu toplantıda: Hareketimizin Diyarbakır olayıyla büyük bir yara aldığını, kendilerinden gizlemediğimizi, fakat bu ve benzeri saldırıların hareketimizi bitiremeyeceğini; bazı arkadaşların işkencelerde gerekli direnci gösterememelerinin yanı sıra “ser verip sır vermeyen” arkadaşlarımızın, işkencelerde yiğitçe direnen arkadaşlarımızın da olduğunu, bunların hareketimizin geleceğine ışık tuttuğunu, bize güç vermesi gerektiğini belirttim. Hareketimizin geçmişte verdiği mücadeleden örnekler verdim. Daha sonra, hareketimizde bulunan birtakım oportünist bürokrat öğelerin gelişmemizi engelleyemeyeceğini, düşmanın saldırılarına gögüs gerebileceğimizi belirterek Mecit’in de bizi uğraştıran oportünistlerden biri olduğunu belirittim.
    O dönemde çok yönlü sorunlarla karşı karşıya bulunmamıza (çizildi) ve sözü edilen unsurların bilinçli olarak sorun (çizildi) yaratmakta ısrarlı, tahrikçi tavırlarını sürdürmelerine rağmen görüşlerimi kısmen ordaki Parti üyelerine -iki sempatizan vardı- açıklamam, MK’nin bu yolda bir kararı olmadığı için bir hataydı. (Ayrıca toplantıda tartıştığımız Vazgal olayında da hatam olmuştur.) Bu hatayı kabul ediyor ve bundan ders çıkarıyorum. Zaten aynı toplantıda, orda bulunan arkadaşların beni en sert biçimde eleştirebileceklerini belirterek, o gün de bu hatamı kabullenmiştim. Ancak belirttiğim olayların meydana geldiği koşullar göz önünde bulundurulursa, görüşlerimi “Parti üye ve sempatizanları arasında yaydığım ve bu yönde taban çalışması yaptığım” sonucuna varmak olanak dışıdır. Yukarıda belirttiğim bu ve benzeri sözleri, bu amaçla, yani “görüşlerimi tabana yayma, taban çalışması yapma” amacıyla yapmış değilim.
    Avrupa’daki (F. Almanya) çalışmalara gelince, bu konuda AK’nin çalışmalarına ilişkin Aralık-1981 tarihli yazılı eleştirimde belirittiğim ve son gelişmeler hakkında toplantıda açıkladığım görüşlerime karşı, bana yöneltilen haksız eleştiri ve suçlamalar doğru değildir.
    Avrupa’da “Partimiz içinde sürtüşmelere, yoldaşlar arasında güvensizliğe, hizip eğilimi gösteren gruplaşmalara”, Parti ve kitle örgütlerindeki çalışmaların zaman zaman aksamasının temel nedeni AK ve özellikle AK sekreterinin örgütsel çalışma anlayışları ve davranışlarıdır. AK, yalnız bununla da yetinmemiş, yaşanan olaylar konusunda Genel Sekreter arkadaşımıza da yanlış bilgiler iletmiştir. Toplantıda altını çizerek belirttiğim somut olayların MK nezdinde açıklığa kavuşmadığı kanısındayım. Sözü edilen olaylar açıklık kazanmadıkça Partimizin F. Almanya biriminde yaratılan tahribatların gerçek sorumlularını veya gerçek suçlularını tesbit etmek kanımca mümkün değildir. Tüm sorunların hamisi olarak görülmem düşündürücüdür. Ayrıca bazı iddialar ve yaşanan olaylar arasındaki bağıntılar, paralellikler endişemi arttırmaktadır. Örneğin ideolojik ayrılık, şöför meselesi, Diyarbakır cezaevinden sürdürülen muhalefet iddiaları, İran’da bir yıldır sürdürülen dedikodular ve “düzmece” ifadeler -sözkonusu ifadelerin gerçeklik ölçüleri zaten kendiliğinden sırıtıyor- ayrıca Avrupa’da Parti kanallarının grup çıkarları doğrultusunda kullanılması vb. olaylar... Tüm bu olaylar, gelişmeler bana ve diğer bazı arkadaşlara karşı sürdürülen sağ bir kampanyanın, karalamanın (çizildi) somut göstergeleridir, bence... İşte Partimizin Avrupa (F. Almanya) biriminde yarattığı tahribatları gizlemeye çalışan AK’de geliştirilen bu kampanyanın hedefleri doğrultusunda beni suçlamaktadır.
    Bu nedenlerle Avrupa’daki olayların da da belirttiğim ve toplantıda da altını çizdiğim bu olaylarla birlikte ele alınması, araştırılması, açıklığa kavuşturulması gereklidir. Ayrıca toplantıda bu yolda önerim de olmuştur.
    Bu nedenle F. Almanya’da Parti birimlerinde, değişik çalışma alanlarında yaratılan tahribatların gerçek sorumluları açığa kavuşturulmadıkça bana (çizildi) yöneltilen haksız suçlamaları kabullenmeyi Partili onurumla bağdaştıramıyorum. Ayrıca Partimizin gerçek birliği ve geleceği açısından da bu tür haksız suçlamaları kabullenmenin yarar getireceğine de inanmıyorum. 15.7.1982 (2)
    Saleh
    [imza]
 
    “Saleh yoldaş,
    Merkez Komitemiz yeter bir araştırma sonucu, önemli disiplinsizlik eylemlerinizi saptamış ve 14.7.1982 tarihli kararla sizden özeleştiri istemişti. Buna karşılık, yazdığınız 15.7.1982 yazıda özelştiriden kaçındığınız ve bundan böyle de demokratik merkeziyetçi ilkeye uymak için yeni önkoşullar ileri sürdüğünüz görülmüştür. Bu da başlı başına, yetkili organ kararını çiğnemenin, Parti disiplinine uymayı reddetmenin ve Part militanlarına yaraşır bir tutumdan kaçınmanın yeni ve somut bir örneğidir.
    Bu durum karşısında Merkez Komitemiz, Parti tüzüğümüzün 27. maddesinin (c) ve son bentleri uyarınca Merkez Komitesi ve Parti üyeliğinizin bir yıl süreyle askıya alınmasına oy çokluğuyla karar vermiştir.
    Bugünden itibaren üyelerle var olan her türlü Parti bağlarınız son bulmuştur. Bu süre içinde hiç bir Parti çalışması yapamayacapınız gibi, Partiye karşı herhangi bir zararlı davranışta da bulunmamanız gerekir. Bu karara uygun davranmanız halinde, önümüzdeki Parti kongresine katılarak orada görüşlerinizi savunma hakkı size tanınmıştır.
    Çoğunluk kararına katılmayan MK’nın üç üyesi bu kararı yetersiz bularak kesin ihraç isteminde bulunmuşlardır. 17.7.1982
    Merkez Komitesi”
 
Yukarda da belirttiğim gibi, bu yazıda MK”nin birinci kararı ve cevap yazımı ayrı ayrı değerlendirme gereğini görmüyorum. Zira bunları diğer belge ve iddialarla birlikte değerlendirmek mümkündür, ancak.. Bu nedenle 17.7.1982 tarihli kararın gerekçe mantığını kısaca irdeleyelim:
    Karar, “Merkez Komitemiz yeter bir araştırma sonucu, önemli disiplinsizlik eylemlerinizi saptamış ve 14.7.1982 tarihli kararla sizden özeleştiri istemişti.” (abç) cümlesiyle başlıyor. Burada yeter bir araştırma sonucu” sözcükleriyle 10 günlük tartışma kastediliyorsa bu doğrudur. Politik büro tarafından hazırlanıp MK’ne sunulan gündemin -gündeme ilişkin itirazımın olduğu hatırlardadır- ikinci ve kısmen üçüncü maddeleri gereğince eleştirilerim ve bana yönelik asılsız suçlamalar ve iddiaların 10 gün tartışıldığı bir gerçektir. Hatta bu sürenin üç gününden fazlasını da ben konuştum. Ancak şunu belirteyim ki, bu tartışmalar, objektif gerçeklerin tesbit edilebilmesi bakımından hiç bir şey değiştirmedi! Çünkü, beni mahkum etmek için aylardır kollarını sıvayan MK üyelerinin ezici bir çoğunluğunun sonuçta böyle bir karara varacakları daha toplantı başlangıcında açıkça görülüyordu.
    Parti yaşamımızın canlı pratiğinde yaşanmış, çarpıtmalarla, saptırmalarla örtbas edilmesi olanaksız olan ve her geçen gün yeni örneklerle daha çok Parti militanının dikkatlerini çeken somut olayları küllendirmek amacıyla ve “can havliyle” -özellikle oportünist bürokrat öğelerce- yazılı ve sözlü eleştirilerime saldırılmış; tamamen hayal ve duygusallığın ürünü olan çeşitli suçlamalarla yargılanmak istenmişimdir. Öyle ki, saldırılara cevap vermekten öteye, eleştirilerime yansıyan bazı konularda görüşlerimi detaylandırma olanağını bile bulamadığım bilinmektedir. Yine MK üye çoğunluğunun,”ruhi bozukluk”, “karamsarlık”, “sertlik”, “bireycilik”, “kariyerizm”, “silaha karşı zaafı olmak”la başlayan suçlamalarını “askeri örgütlenmenin fetişleştirilmesi”, “ideolojik ayrılık” ve nihayet bütün bunlardan sonra hayali bir hizipçilik noktasına vardırması ve bu noktada, her şeyi ellerinin tersiyle iterek tüzüğün 27. maddesine can simidi gibi sarılması açıktır ki, devrimci, dürüst bir mücadele anlayışı ve yöntemi değildir.
    Hayır, “yeter araştırma sonucu” sözcükleriyle belirtilmek istenen İran’daki olaylarla ilgili üç-beş düzmece ifade -bu ifadelerin altına imza koyanların nitelikleri belli- ise, neden o dönemde İran’da bulunan ve olayları yaşayan diğer insanlarımızın (sayıları 15 civarında) ifade tutanakları toplantıya getirilmemişti?(3) “İdeolojik ayrılık”, “solculuk, Kürdistan, Türkiye, İran, S....’den Stockholm’e kadar kaynatılan “cadı kazanıyla” piyasaya sürülen muhalefet iddiaları ise, bunun maddi dayanakları nelerdir? Yine AK’nin, F. Almanya’da, Parti örgütünü tahrip eden çalışma anlayış ve tavrının yarattığı tahribatları bana, bazı devrimci ögelere ve Partili çalışmanın kavratılmadığı -bu insanların kendileri de Partili çalışmayı öğrenmek için gerekli çabayı harcamamışlardır.- bazı insanlarımıza yüklenilmesi çabalarına yönelik dayanaksız ve hayali suçlamaları ise, bu suçlamaların yalnızca yüzde yirmisini oluşturabilen aşağıdaki soruların yanıtlanması zorunludur:
    1- FYK’nın AK’ne yönelttiği eleştirinin, -hiç bir örgütsel ilişkim olmadığı halde- benim tarafımdan yazıldığı iddiasını nereden çıkarıyorsunuz? Maddi dayanaklarınız nelerdir? Bu iddia hangi mantığın ürünüdür? 2- Parti ve Demokratik kitle örgütlerindeki çalışmaları hangi tavır ve davranışımla engelledim ya ada aksamasına neden oldum? Bu yoldaki iddialarınızın da diğerleri gibi, dayandığı somut birkaç eylem gösterebilir misiniz? 3- Açlık grevi eylemine çıkıldığında, grev yerinde, kitleye açık toplantıyı kendi insiyatifimle yaptığım, komiteye haber vermediğim, iç komite denen bir şeyin olmadığı, iç komitenin yalnız grevcilerin çamaşır ve çay işleriyle görevli olduğu iddiaları doğru mudur? Sözü edilen toplantıda yaptığım konuşmada eylemi küçümsediğim disiplinsizliği işlediğim ve de “gözlerimizi içe, yani Parti içi mücadeleye çevirin” dediğim doğru mudur? Bu iddiaların tek bir dayanağı var mıdır? 4- “Oluşturduğum hizip hareketiyle” (!) KOMKAR yönetimini ele geçirmek çabalarını sürdürdüğümüz, kongreyi başka taraflara çekmek istediğimiz iddialarının doğruluk payı nedir? Her eleştirinin altında bir ‘bit yeniği’ aranmıyorsa, bazı haklı eleştirilerin ve iç Kongre platformunda olan bazı olumsuzlukların bana, hatta “örgütlü hizip hareketine”(!) mal edilmesinin maddi dayanakları nelerdir? Aynı kurulun üyesi ve aynı zamanda AK üyesi olan kişinin, kurulda konuşmayıp, kulislerde “bu bir muhalefetin ürünüdür.” vb. şeyleri piyasaya sürmesi nereden kaynaklanıyor? Ve bu kaynağın amacı ve varmak istediği hedef nedir? 5- Frankfurt derneğinde AK tarafından delege yapılmak istenen kişinin delege olması gerçekten engellenmiş midir? Engellenmek istenmişse kimler tarafından engellenmiştir? Bu olayın benimle ilgisi nedir? 6- X’nun yönetime getrilmesine karşı ne gibi taban çalışması yaptık? Dernek üyeleri arasında ne gibi kulis faaliyetleri yürüttük? X. Ve daha onlarca insanımız hakkında değişik süreçlerde, yetkili kişilerce yapılan çelişik değerlendirmeler karşısında, tavrımın sürekli ilkeli ve istikrarlı olduğunu çürütebilecek bir tek örnek verebilir misiniz? 7- Stockholm’den KOMKAR Kongresine gelenler ne gibi bir muhalefet beklentisi içindeydi? Kaynak kimlerdir? Böylesi dedikoduları sistemli bir şekilde yaymak çabası hangi anlayışın ürünüdür? Bu çabaları pervasızca sürdüren kaç kişiden bugüne dek hesap sorulmuştur? Değilse, bütün bunları sakat Kongre politikanızı onaylatmak için mi yapıyorsunuz? 8- FYK’ni, KOMKAR’ın geçen yönetimini, AK’yi “devre dışı” bırakması için nasıl kullandım? Bu, somut örneklerle ispatlanabilir mi? 9- Bana görev verilmesini bilinçli bir şekilde engellyen AK, çalışmalara katılmadığımı neye dayandırıyor? 10- 25.6.1982’de Köln’e gittiğim ve oradan da bir gün sonra Duisburg’a gittiğim ve bir gün sonra Frankfurt’a döndüğüm doğrudur. Ancak, bir iş için Köln’e gidişim ve oradan da Duisburg’a uğrayışımın -ki Duisburg’da der. Kongresi yapılacağını da orda duyudum- bir muhalefet örgütlemesi amacı taşıdığını neye dayandırıyorsunuz? Elinizde somut bir tek veri var mıdır? 11- F. Almanya’da bulunan derneklerin büyük bir çoğunluğunda KOMKAR’ın veya derneklerin yaptığı kitleye açık toplantılarda, Berlin’deki açık oturumda konuşmalarım oldu. Diğer grupların sözcüleriyle cebelleşmelerimiz oldu. Ayrıca uğradığım her yerde dernek üye ve sempatizanlarıyla, yurtsever insanlarla konuşmalarım olmuştur. Evet bu konuşmalarımda Parti hattını net bir biçimde savunmadığımı nereden çıkarıyorsunuz? Veya temel tezlerimizden ödün verdiğimi, maddi bir tek gerekçeye dayandırabilir misiniz? 12- KOMKAR’ın Bremen’de yapılan delegeler kuruluna A., hangi amaçla katılmak istedi? Gerçekten S’nin daha önce MYK ile konuşma olanağı yok muydu? 13- N’nin “ihanet ettiğini” kaç defa ve kimlere söyledim? Çözüldüğü konusunda kimlere bilgi verdim? 14- K’ye, KOMKAR MYK’ya da GYK tarafından Köln’de çalışması için görev verildi mi? Değilse söz konusu görevi kim verdi? 15- HA’ya bağlı olan birimlerden ve üyelerden gelen eleştiriler var mıdır? Varsa toplantıya neden sunulmamıştır? Sizlere göre HA’nın “eleştiri toplaması”nın amaçları nedir? 16- F. A... ‘da yapılan Parti örgütlenmesinin sorumluluğu kimlere aittir? 17- Eski KOMKAR yerinin üstündeki harabe evde kaldığım zaman muhalefet çalışmalarını hızlandırdığım, ev trafiği ve kulis çalışmalarını yoğunlaştırdığım ve bu eve de bunun için taşındığım iddialarının maddi dayanakları nelerdir? Bu eve gelip gidenlerden kaç kişiye ve kimlere “kafa kol” attım? 18- Dengé KOMKAR gazetesinde “hiç bir yazının, yazı kurulunda görüşülmeden yayınlanmadığı” doğru mudur? Doğruysa “Yazı Kurulu”ndaki gelişmeler neyin ürünüdür? 19- Köln’deki ticaret meselesi geçiştirilebilecek bir olay mıdır? 20- Karamsar tablolar çizdiğim iddialarının somut göstergeleri nelerdir? Sizlere göre karamsarlık nedir? 21- “Son dönemde” kendi irademi Parti iradesi yerine koyduğum iddia ediliyor. Buna somut örnekler verilebilir mi? 22- Şoför meselesi açıklığa kavuştu mu? Değilse, Parti içinde oportünistlerin istediğini istediği biçimde suçlamalarına olanak verecek dokunulmazlıkları mı vardır? İşte bu ve benzeri suçlamaların oluşturduğu yukarıdaki sorunların ve buraya aktarmayı şimdilik gereksiz gördüğüm- yanıtlarını vermek, yani ortaya atılan tüm iddiaların gerçek nedenlerini, suçlularını araştırıp tesbit etmek, taban nezdinde sorunları açıklığa kavuşturmak MK’nin görevi idi. Ve bu görev MK’ne, 4.7.1982’de yapılan MK toplantısında tarafımdan altı çizilerek hatırlatılmıştır. Zaten yukarıdaki cevap yazımda da bunu görmek mümkündür. Ancak MK, yapısı gereği, AK’nin iki üyesinin Avrupa’da (FA....) yaşanan olayları ters yüz ederek bin bir türlü yalanı bir zincirin halkaları gibi sıralayıp kendilerin temize çıkarmak istemesi, GS’nin de verilen yanlış bilgiler doğrultusunda tescilli bürokratları doğrulamasını yeterli görmüş ve böylece Avrupa’da yaşanan olayların baş sorumlularını aklamış; araştırma, tanık dinlenmesi,sorunların kadrolar nezdinde tartışılması, olağanüstü Kongre vb. önerilerimi nazara almamıştır. Bununla da yetinmeyen MK, beni susturmayı ve opotünist bürokrat ögelerin yarattığı tahribatların hamisi olarak yargılamayı da ihmal etmemiştir. Diğer ileri öğeleri de süreç içinde yemenin planları da hazırlanmıştır.
    Açıkça görülüyor ki, ağzına kilit vurulmak, mahkum edilmek istenen bazı ileri ögeler değil, oportünist bürokratik çalışma anlayışına karşı gelişen Leninist pratik örgütsel çalışma anlayışıdır. İşte, bu ve benzeri nedenlerle MK’nin özeleştiri istemi, hazırlanan komplonun kılıfı olmaktan başka bir şey değildir. TKSP saflarında mücadeleye atıldığım günden bu yana uğrunda mücadele ettiğim Leninist pratik örgütsel çalışma anlayışının birtakım Bizans oyunlarıyla yargılanmasına elbette karşı çıkmam gerekiyordu, bunu yaptım. Eğer bu, özeleştiriden kaçınmaksa, Partili onurumla bunun getireceği sorumluluğu göğüsleyeceğim.
    Aynı kararda daha sonra şöyle deniyor: “...bundan böyle de demokratik merkeziyetçi ilkeye uymak için yeni önkoşullar ileri sürdüğünüz görülmüştür.” (abç) Eğer cevap yazımın birinci sayfasının ikinci paragrafı kastedilerek söyleniyorsa ve bir imla hatası sorun yapılıp vuruş yapılacaksa, buna bir diyeceğim yok. Buna da sarılmakta özgürsünüz. Değilse, Partimizde Leninist demokratik merkeziyetçiliğin de, diğer Leninist örgütlenme ilkeleri gibi nasıl yozlaştırıldığı açıktır. Bunu yeni de “keşfetmiş” değilim. 5.7.1981 tarihli yazılı eleştirimde de bu konuyla ilgili olarak şunları söylüyordum: “Yine böyle bir örgütsel yapıdan demokratik merkeziyetçiliğin, eleleştiri-özeleştiri aygıtının normal işlemesini beklemek de biraz saflık olacağı kanısındayım. Kaldı ki Marxizm-Leninizm, Parti program ve tüzüğü çerçevesinde eleştiri hakkını kullanmak isteyenler ya solculukla, ya karamsarlıkla ya da şüpyehle karşılanmışlar ve merkeziyetçilik silahıyla (!) susturulmuşlardır. Ülkemiz koşullarında elbette en katı merkeziyetçiliğin uygulanması gerekir. Ama bu, merkeziyetçiliğin içini boşaltarak, onu demokratiklik ilkesinin özünden –biçim demiyorum- soyutlayarak yapılınca yarar değil, zarar getirir. Liberalizmi, oportünizmi, bürokratizmi getirir. Sağlıklı kadroları yılıklaştırır, onların güven duygusunu sarsar ve gelişmelerini engeller. Dürüstlüğün yerine, yağcılığın, iki yüzlülüğün gelişmesine neden olur. Ve son tahlilde kişisel iradenin, Parti iradesi yerine konulmasını getirir.
    Partimiz, bütün bu sorunlara zamaınında müdahale edemedi ve gerekli önlemleri almadı. Ve sonuçta da öyle oldu...”
    Yine Aralık-1981 tarihli yazılı eleştirimde, AK’nin Leninist örgütsel çalışma ilkelerini ne denli pervasızca çiğnediğini belirterek buna daha fazla seyirci kalınamayacağını belirtiyordum: “Bu koşullarda söz konusu gelişmeler kendi haline ya da belirli bir sürece bırakılırsa; sorunların üzerine gerçekçi bir biçimde gidilmezse, oportünist bürokratik saldırılara, tertiplere karşılık vermek, kadrolar nezdinde oportünist öğelerin maskelerini düşürmek kaçınılmaz olacaktır. Parti çıkarlarının korunması da bunu dayatmaktadır.” Demek ki, sorun, oportünist bürokratik öğelerin elinde bir kalkana dönüşen “demokratik merkeziyetçilik”e uyup uymamak değil, bunun mahkum edilmesi ve Leninist demokratik merkeziyetçilik ilkesinin yaratılması ve güçlendirilmesidir.
    Kararda daha sonra, “Bu da başlı başına yetkili organ kararını çiğnemenin, Parti disiplinine uymayı reddetmenin ve Parti militanlarına yaraşır bir tutumdan kaçınmanın yeni ve somut bir örneğidir.” (abç) deniyor. Dişe dokunan Parti militanlarının “ajan”larla takip ettirildiğini, Parti üyelerinin, sempatizanların normal ilişkilerinde, sohbetlerinde ve her eleştirinin altında bir “bit yeniği”nin arandığı, kitlelerin gözü önünde açık seçik gelişen olayların çarpıtılarak Leninist örgütlenme ilkelerinin Partide işlerlik kazanması doğrultusunda mücadele veren devrimci insanları arkadan vurmak için gerekçe olarak kullanıldığı, Parti kanallarının işlevine uygun olarak kullanılmadığı, hatta bazen ileri öğelerin aleyhine kullanıldığı, oportünist bürokratik anlayışın yarattığı dejenarasyona laçkalıklara, dedikoduculğa karşı çıkanların “merkeziyetçilik” silahıyla susturulmak, “başına çorap örülmek” istendiği ya da hayali suçlamalarla karalanarak yıpratıldığı, kısaca varılan süreçte her olayda, öküzün altında buzağı arandığı”, önderlerin birçoğunun -eğer onlara önder deniyorsa- bile sıkıştıklarında insanın gözlerinin içine baka baka yalan söylediği, gerçekleri çarpıttığı partimizde üzülerek belirteyim ki Leninist disiplinden söz etmek mümkün değildir. O halde, mesele var olan “disiplin”e (!) uymak değil, Leninist disiplinin yaratılmasıdır.
    Partimizin üst yönetiminin oldukça sağa kaydığı günümüzde de iş işten geçmiş değildir, henüz..(4) Ciddi bir tehlike karşısında olan Partimizin birliği restore edilebilinir. Leninist disiplin yaratılıp pekiştirilebilir. İdeolojik hattımızın -birtakım eksikliklere ve yanlışlıklara rağmen- sınanmışlığı ve doğruluğu da, pratik örgütsel çalışma alanında, Partimizi tahrip eden oportünist bürokratik anlayışın aşılmasında önemli bir etken olacaktır; yeter ki sapla samanı birbirinden ayırmak, ayrılıkları, hayali suçlamaları, soyut iddiaları ortaya çıkarmak, Bizans oyunlarının, komplocu anlayışın kaynaklarını tesbit etmek için, sorunları en ince ayrıntılarına kadar tüm Parti üyeleri önünde, gerçekçi bir şekilde açıklığa kavuşturalım, onlarla tartışalım. Aksi halde Partimiz ciddi yaralar alacak, Parti birliğimizin sağlanması son derece güç olacaktır. Lenin, Parti birliğinin zedelenmeyle karşı karşıya bulunduğu koşullarda bu tehlikeye işaret ediyor ve şunları öneriyor:
    “Çabuk ve belirli bir tedevi için ne yapmak gerekmektedir? Bütün Parti üyeleri sakin ve ayrıntılı olarak, a) ayrılıkların özünü ve b)parti içi savaşımın gelişmesini öğrenmelidirler. İkisini de öğrenmelidirler, çünkü anlaşmazlıkların özü savaşım sürecinde açığa çıkar, billurlaşır ve belirlenir, (ve sık sık da dönüşür)... İkisi de öğrenilmelidir ve tam anlamıyla doğrulanabilen, en kesin, basılı belgeler isenmelidr. Ancak umutsuz bir aptal sözlü bildirilere inanır. Eğer belge yoksa, her iki taraftan ya da çeşitli taraflardan tanıklar sorguya çekilmeli ve çekişme tanıkların önünde yer almalıdır.” (abç)
    Dahası var, sistemli bir biçimde işletilen dedikodu mekanizmasıyla çarpıtılan sorunlar geniş sempatizan ağı içinde yaygınlaştırılıyor. Ve ileri öğelerin yıpratılması için, elden gelen her şeyin yapılması mübah görülüyor. Parti üyelerine bile bilgiler tek taraflı iletiliyor. Bu durum ise, kadroların sempatizanların moralini bozuyor ve gerçeklerin küllendirilmesini hedefliyor. Bu nedenle Parti içi mücadelenin, kadrolar, işçi sınıfı ve emekçi yığınların önünde, eylem birliği temelinde, açık tartışılarak yürütülmesinden başka yararlı bir çıkar yolu yoktur. Lenin’in, İsviçre komünistlerine yaptığı uyarı, yaşadığımız süreç ve durum bakımından bizim için de tek çıkar yoldur:
    “Parti içinde sert savşımdan kaçınamayız, İsviçre Sosyal Demokrat Partisi içinde ‘iç barış’ hüküm sürebileceğini düşlemek bütünüyle yapma inançlılık, iki yüzlülük, darkafalılık, ‘kafası kumda’ budalalık siyasetidir. Seçenek ‘iç barış’ ile ‘Parti içi savaşı’ arasında değildir..
    “Gerçek seçim, ya yığınlar üzerinde moral bozucu etkisiyle, parti içi savaşımın şimdiki örtülü biçimleri ya da enternasyonalist devrimci eğilim ile örgütlü akımın parti içinde ve dışında açık ilkeli savaşımı...” (abç)
    Evet, gelin var olan sorunlarımızı, tüm pislikleri Parti militanları ve yığınlar önünde tartışalım. Açık ve ilkeli tartışmamıza sevinenlere, “bölündüler” diye yaygara koparanlara, Lenin’in şu sözlerini birlikte söyleyelim:
    “Hayır ‘yargıç’ baylar, sizi sosyal demokrasinin sıralarında bölünmeye ve keskin savaşıma sevinme hakkınızdan dolayı kınamıyoruz... Bizim Partimizin ciddi hastalığı yığın partisine büyüme sancılarıdır. Temel ayrımlar üzerinde tam berraklık olmadan, yığınlara partinin şu lideri, şu örgütleri, şu ya da bu hattı savunuyor diye bilgi vermeden hiç bir şekilde yığın partisi olunamaz, sınıf partisi olunamaz.” (abç)
    Lenin’in ve bolşevik Partisinin engin mücadele deneyleri, ağır gizlilik koşullarında çalışmamızın, sorunlarımızı Parti üyeleri ve yığınlar önünde açıkça tartışmamıza engel olmadığını çok açık bir biçimde gösteriyor. Böyle bir mücadele hem kaçınılmaz ve hem de yararlıdır. Eğer Partimizin yapısı, kadrolarımız, bizler ve yaşanılan süreç buna elverişli değildir diyorsanız, “gelin parti içi ayrılıkların tartışmasını dürüst ve olgun bir şekeide yapmak için kendimizi eğitelim” (abç) Ve de, yaşadığımız sürecin özelliklerini dikkate alarak, Parti onurunu yüksekte tutarak, eylem birliğini titizlikle koruyarak mücadele sürdürelim.
    Hayır, bizim açımızdan mesele çözümlenmiştir, diyor ve şu sözlerinizi “..... Partiye karşı herhangi bir zararlı davranışta da bulunmamanız gerekir. Bu karara uygun davranmanız halinde, önümüzdeki Parti Kongresine katılarak orada görüşlerinizi savunma hakkı size tanınmıştır.” (abç) tekrarlıyorsanız, bildiğinizi yapmakta özgürsünüz! Zira, sizler normal süre içinde Kongreyi yapsanız bile, o güne dek binlerce “zararlı davranış”ı hayal dünyanızda yaratacaksınız. Vardığımız noktada hazırlanan tertipler bunun açık göstergesidir. Kaldı ki, Leninist örgütlenme ilkelerini kendinize göre revize etmiyorsanız, bu benim doğal hakkımdır. Ve “tüm kirli çamaşırları” Parti üyeleri, yığınlar önünde yıkamak eylem birliği temelinde sorunları açıkça tartışmak bu hakkımı ortadan kaldırmaz. Tersine, Partimizin önündeki engellerin bir bir aşılmasına büyük yararlar getirir. Yok, bütün bunlara karşı yine kendinizi haklı çıkarmak için gerekçeler arayacaksanız, anılan kararın ilgili paragrafıyla gerçek özgürlük savaşçılarını avutamıyacaksınız ve kendinizi şirin gösteremeyeceksiniz.
    Sonuç olarak bir kez daha şunun altını çizmek istiyorum: Beni, eleştiri hakkını kullanmak isteyen ileri ögeleri hayali suçlamalarla yargılamak, hatta kendinize göre mahkum etmekle var olan sorunları çözemezsiniz, Parti birliğini sağlayamazsınız. Çünkü, yargılamak, mahkum etmek istediğiniz Leninist pratik örgütsel çalışma anlayışıdır. Ve bu anlayışı geliştirmek isteyen Parti militanlarını karalamakla, tepelemekle bitiremezsiniz. Tek çözüm, eylem birliği temelinde, açık tartışma ve açık eleştiri hakkının karşılıklı kullanılmasının eşit koşullarını yaratmaktır. Bu ilkelerden hareketle RİYA AZADİ Merkez Yayın Organımızda sorunların tartışılmaya açılmasını öneriyorum. Aksi taktirde, kendi olanaklarımla görüşlerimi kadrolara ve yığınlara sunacağım...
 
--------------------------
    (1) 14.7.1982 tarihli MK kararına verdiğim cevap yazımın ikinci paragrafında görülen ‘(!)’ işareti el yazısıyla yazdığım metinde yanlışlıkla yazılmamıştır. Düzeltirim.
    (2) Anılan karara karşı 15.7.1982 tarihli cevap yazımda, sunduğum yazılı eleştirilerim ve sözlü eleştiri ve önerilerimden dolayı sorunların detaylarına inme gereğini görmemiştim. Zaten o anın koşulları da buna uygun değildi. Ayrca yazı metninden de bu anlaşılıyor. Bu nedenle yazılı ve sözlü eleştirilerimle anılan yazının bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekir.
    (3) İran olayları, cevap yazımda ve toplantıda belirttiğim biçimde gelişmiştir. Ve bu olaylardaki hatamı kabullenmişimdir. Ancak İran’daki olaylar iki yıldır sürekliliğini koruyan sorunların ürünüdür. Ben ise -gidiş dönüşlerim hariç- arkadaşlarla birlikte bir ay kalmışımdır. Zaten İran’daki olayları ayrıca tartışacağız.
    (4) MK içinde bazı dürüst ve namuslu insanların olması -MK’nin bugünkü yapısı karşısında- durumu değiştirmiyor. Çünkü onlar da kararlı tavır takınma yürekliliğini gösterdikleri anda tepeleneceklerdir. Zaten geliştirilen sağ kampanya, bugünkü durumda bazı unsurları baskı altına almayı bile başarmıştır.
 
    10 Ağustos 1982
    Saleh
    [imza]
 
    NOT: Noktalı yerler ve kısaltmalar hareketin güvenliği açısından asıl metinlerden çıkarılmıştır.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ