Devrimci Sureç | Otonomi Yönelimi | Birlik Sorunu Ve Görevlerimiz

“BİRLİK” SORUNU VE GÖREVLERİMİZ (*) TARTIŞMALARIN SEVİYESİ
 
12 Eylül öncesini bir yana bırakırsak, Kürdistanlı ve Türkiyeli sol örgütler, 6 yıla yakın bir zamandır “birlik” sorununu tartışıyorlar. Hareketimiz de, bu tartısmalara katıldı. Söz konusu tartısmaların nedenlerine, isçi sınıfının, emekçi yığınların saf ve temiz duygularını sömürmeyi amaçlayan bazı politik yönelimlere zamanında dikkatleri çekti. Ve sorunu yığınlara mal etmek için çaba harcadı, harcıyor. Tartısmaların düzeyi, zaman unsuru ve “birlik” yolunda alınan mesafe, birlik tüccarlığı yapanların gerçek niyetlerini daha bir açığa çıkardı; politik tesbitlerimizi doğruladı. Ancak bu konuda yoğunlasma süreci kapanmıs, isimiz kolaylasmıs, sorumluluklarımız hafiflemişdeğil. Aksine görevlerimiz giderek ağırlasıyor.
    Her seyden önce “birlik” sorunu üzerinde yoğunlasan tartısmalar, nesnel ve öznel kosulların dayattığı bir zorunluluktu. Dolayısyla sorunun tartısılması kaçınılmazdı. Ve bu, bugün de böyledir. Bunun önemini yadsımak, en azından bulanık suda balık avlamaya çıkmaktır. Ancak tartısmaların seviyesi ve özellikle güdülen amaç önemlidir. Ki bu, giristikleri “birlik maratonunda” yorulanların halini anlamak için de gereklidir. Örneğin; Kürdistanlı partiler, örgütler, gruplar ve hatta grupçuklar arasında görülen kimi tartısmalar ve bu tartısmalar sürecinde sırıtan bazı gerçekler bu bakımdan ilginçtir.
    Bakın, Hevkari çatısı altında KUK’la bir araya gelen ve yine onunla “işçi sınıfı haretinin birliğini sağlama” yolunda bulusan TKSP, simdi KUK’a dönüyor ve söyle diyor:
    “Gördünüz mü, KUK, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmus. Halbuki, herkesi bir araya getirme gibi ‘ulvi’ amaçtan biraz fedakarlık edip önce Rızgari ile, sonra Tekosin’le birlesselerdi, bu, mevcut örgüt enflasyonunu asağı çekmek bakımından da hayırlı bir işolacaktı. Buna pekala, bir dönemde Kürdistan’ın biricik ‘proleter örgütü’nü kurmuşolup devrimi bir an meselesi sayan, ama su anda, ne yazık ki tüm ordusunu yitirmişeski bir general gibi tek basına kalan, buna rağmen kahramanca direnen ve ‘Yekitiya Sosyalist’ yolunda değerli çabalar harcayan Selim gibi bir değer de katılabilirdi...
    “Ama anlasılan KUK’un ne kendine güveni var, ne baskalarına. O, T-KDP’ni feshedip bir yükten kurtuldu. Şimdi de herhalde kendisini feshetmenin yollarını arıyor. Kendisi gibi “programsız” gruplarla, likidatörlerle, feleğin çemberinden geçmiş‘itibarlı’ bağımsızlarla toplantılar, görüsmeler yapıyor. Bundan bir ‘devrimci örgütün’ mü yoksa hiçbir seyin mi çıkacağı bizce bellidir. Ama bu iste KUK’a içtenlikle basarılar dileriz! Bazı seylerin toplu durması, dağınık olmasından yeğdir.” (Abç. R. Azadi, sayı 40, s. 6-7)
    Şunu hemen belirtelim ki, amacımız, Hevkari’yi, sözünü ettiğimiz örgütleri ve diğer bazılarını Hevkari çatısı altında bir araya getiren nedenleri, onların ayrılıklarını ve haklılıklarını tartısmak değil. Roja Welat, Hevkari gerçeğini tartısma gündemine getirmekle görevini yerine getirdi. Ve sözü Hevkari mimarlarına bıraktı. Özellikle KUK, PPKK ve TKSP’nin kamuoyuna yansıyan tartısmaları da, ne denli haklı olduğumuzu gösterdi. Bu nedenle biz, yukarıya aldığımız “herzeler”le sadece, söz konusu örgütler arasında yer alan tartısmaların düzeyine isaret etmek istedik. Kuskusuz bu seviyesizlik nedensiz değildir. Ve bunun nedenlerini de öğrenmek gerekir. Yine TKSP’den dinleyelim:
    “KUK’lu arkadaslar her ne kadar söyle veya böyle dese de aslında kendi ifadelerinden anlasılacağı gibi örgüt olarak bir çalısma yapabileceklerine inanmıyorlar. Ama beri taraftan, bu çalısmayı engelleyen güç olarak da görünmek istemiyorlar. Bunun için de en genişgüçlerin birliğini sağlama görünümü altında ilkesel düzeyde kabul edilmesi mümkün olmayan bir öneriyi (söz konusu öneri TKSP-Roja Welat, KİP-GBK ve KUK-SE’nin de Hevkari platformuna çağrılmasına iliskin KUK’un önerisidir -yn) gündeme getiriyorlar.” (Hevkari Gör. TKSP Tem. Söz., Peseng sayı 30’dan nakledildi)
    Okurlarımız bağıslasınlar! Seviyesizlik ve hırçınlık, “ilkesel tutum”la örtülmek isteniyor. Bu “ilkesizliği” (!) de anlamaya çalısalım.
    “Yerel düzeyde bizim (söz konusu TKSP’dir -yn) de imzaladığımız bir ortak bildiri de, 11 örgütün içinde KUK-Sosyalist Eğilim de bulunduğu için bunu bir hata saydık ve KUK’çu arkadaslara ilettik. (Siz özelestiri anlayın -yn). KUK-Sosyalist Eğilim’in görüsleri bize KUK’tan daha yakın olduğu halde, o arkadaslara, KUK adını kullandıkları sürece kendileri ile herhangi bir eylem birliği yapmayacağımızı söyledik.” (R. Azadi, sayı. 34-35, sayfa 10)
    Aynı TKSP, Hevkari çözüldükten hemen sonra, biri PKK hakkında ve diğeri yeni yılla “ilgili” iki ayrı bildiriye, KUK-SE ve diğer bazı örgütlerle birlikte imza atıyor! Hem de “yerel düzeyde” değil, bizzati merkezi olarak!.. (Bak Ocak 1986 tarihli bildiri. Ayrıca Peseng sayı 38’de yay. tarihsiz bildiri)
    Görüldüğü gibi tartısmalardaki seviyesizlik, tesadüfi değil; belli bir sıkıntının, hezeyanın ürünüdür. Söz konusu sıkıntı ise, “Birlik maratonu”nda umduğunu bulamayan, ve bulamadığı için de bunalıma düsen birilerinin, ilkesiz, makyavelist ve pazarlıkçı tavırları ile yakayı ele vermişolmasıdır. Kuskusuz bu, bir sürpriz değil... Çünkü daha basta birlik tüccarlığına soyunanların, kısa sürede yorulacakları, hatta girdikleri bunalımdan ötürü yakayı ele vermenin de ötesinde -deyim yerinde ise- “kendilerini dağıtacakları” belliydi. İste, dün KUK’la siyasal birlik görüsmeleri yapma kararı alan TKSP’nin, yukarıya aktardığımız “herzeleri” ve “tutumu” (!) böyle bir hezeyanın çıplak göstergeleridir.
    Bir baska örnekle TKSP ve PPKK arasında yer alan tartısmaları, söz konusu örgütlerin bu konuya iliskin kimi görüşve tavır alıslarını irdelemeye çalısalım:
    ”Söz konusu küçük burjuva karakterli örgütlerin saflarında ortaya çıkan dalgalanmalar, bölünmeler, kimi zaman sosyalizme açık grupları ve kanatlar çıkarıyor. Örneğin Devrimci Demokratlardaki dalgalanma ve ayrısma sonucunda, bugün PPKK adıyla ortaya çıkan kanat uluslararası sosyalist hareketin değerlendirmesinde ve diğer bir dizi sorunda bize oldukça yaklasmıstır. Bu kesimle aramızda hala basta Kürdistan’ın toplumsal yapı tahlili olmak üzere önemli görüşayrılıkları var. Ama biz bu görüşayrılıklarının tartısılmasında yarar görüyoruz. Karsılıklı görüşalışverisi ve tartısmalar, bize göre, bu kesimin geçmisten miras aldığı ve hala terk edemediği bazı yanlışgörüsleri asmasına yardımcı olabilir ve bazı tahlil konularda ortak bir görüse varılabilir. Bu da bilimsel sosyalizme inanan kadroların tek bir örgütün çatısı altında toplanması için kosulları elverisli hale getirebilir.” (abç., TKSP 2. Kongre bel., sayfa 91)
    TKSP’nin bu benzeri belirlemelerine atıfta bulunan PPKK ise söyle diyor:
    “Birincisi, 12 Eylül 1983’te alındığı söylenen yazılı kararın içeriğinden ve birlik meselesine getirdiği anlayıstan partimiz ilk kez bu belgeler aracılığıyla haberdar oluyor. TKSP ile birlik görüsmeleri basladığında bize ‘MK’lerin PPKK ile birlik görüsmelerini resmen karara bağladığı’ mahiyetinde açılamalarda bulundu ama dile getirilen gerekçelerin söz konusu edilen kararın içeriği ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Daha sonra kararın içeriğini tartıstığımızda görüleceği gibi aslında yazılı karar ne Kürdistan’da sosyalist hareketin tek bir parti çatısı altında bütünlesmediği gerçeğini kabul ediyor, ne de bu çerçevede birlesme anlayısı ortaya koyuyor. Böylesi bir anlayısla görüsmelere oturmanın mümkün olmadığını herkes bilebileceği gibi, söz konusu anlayışsahiplerinin katılmaları da abesle istigal olur. Bu nedenle yapılan görüsmelerin ‘bu karara uygun olarak’ gerçeklestiğini söylemek hiç de doğru bir tutum olmasa gerek.
    “İkincisi ‘üst düzeyde birkaç kisinin katıldığı birkaç toplantı yapıldığı’ ama ‘iki örgüt arasındaki, temel önemde ideolojik görüşayrılıkları’nın tümü tartısılamadı. Baslangıçta, birinci derecede önemli temel görüşayrılıkları saptanarak görüsmelerin ortak gündemi haline getirildi. Bunlar üç ana baslık halide belirlendi:
    “1- Kürdistan’nın sosyo-ekonomik yapısı.
    “2- Bağımsızlık ve federasyon sorunu.
    “3- Kürdistan devrimci hareketinin (özellikle sosyalist hareketinin) geçmisten günümüze kadar izlediği yol” (Peseng, sayı 37, s. 5)
    TKSP’nin, PPKK’nin bu ve diğer bazı elestirilerine vereceği yanıtlar henüz belli değil (!) Söz konusu örgütün yarın çıkıp “Biz aynı görüslerimizi o zaman da söyledik” demesi, ya da “olguluğa” verip “es geçmesi” uzak bir ithimal değildir. Böyle bir olasılık halinde, tartısmaların Hevkari polemiklerine dönüseceği açıktır. Dolayısıyla “pirincin tasını ayıklamak”, yine bu “isçi sınıfının biricik örgütleri”ne düsecektir.
    Ancak su kadarını belirtelim ki, birbirlerinin sınıfsal siyasal konumları hakkında çok farklı seyler söyleyen söz konusu örgütlerin hangi ilklere dayalı olarak siyasal birlik görüsmelerini baslattıkları, -bazen kesintilere uğrasa da- üç yıla yakın bir zamandır neyi tartıstıkları, en azından merak konusudur. Çünkü TKSP’nin, dün “devrimci demokratlar” (siz KİP okuyun -yn) için, bugün de PPKK için yaptığı tesbitler açık. Ayrıca bu örgütün (yani TKSP’nin), “birlik” sorununda ayyuka çıkan oportünist, faydacı ve makyavelist tutumu da belli. Fakat buna rağmen, bazı elestirilerinde haklılık payı bulunan PPKK’nın, TKSP’nin “birlik meselesine getirdiği anlayıs”ın “yeniliğinden” (!) söz etmesine; yine onun, Kürdistan isçi sınıfının hareketinin birliği ve kendisi hakkındaki görüslerini “yeni öğrenmişolduğu”nu söylemesine anlam vemek mümkün değildir. Çünkü ilkesizliğiyle “üne” kavusan TKSP öteden beri Kürdistan isçi sınıfının tek bilimsel sosyalist partisi olduğunu söylüyor. Kürdistan isçi sınıfı hareketini sağ bir çizgide bölme uğrasının yanı sıra onun bölünmüslüğünü görmemezlikte ısrar ediyor. Ve PPKK’yı, bu yolda bir koltuk değneği olarak kullanmak istiyor. Bu bakımdan, eğer PPKK’nın amacı “bağcıyı dövmek” değil de “üzüm yemek” ise, O, öncelikle kendi durumunu ve siyasal konumunu açığa kavusturmak; üst perdeden baskalarına nasihatlarda bulunmak kompleksinden kendisini kurtarmak durumundadır. İste PPKK, bunu yapabildiği ölçüde, bugünkü konumuyla aynı politik yörüngede bulunduğu TKSP ile ayrılıklarını netlestirebilir. Haklı ve seviyeli bir tartısma yürütebilir. Kaldı ki bu, “Kürdistan devrimci hareketinin (özellikle de sosyalist hareketinin) geçmisten günümüze kadar izlediği yol” üzerine TKSP ile tartısmak isteyen PPKK’nın kiminle neyi tartısmak istediğini görebilmesi ve bu önemli konuyu kavraması için de gereklidir.
    “Birlik” sorunundaki diğer bir tartısma konusu, “yeni tip kitle partisi” denemesidir. Bilindiği gibi bu görüşilk kez, kendisi yurtsever bir örgüt olan KUK tarafından tartısma gündemine getirildi. Daha sonra bazı kesimlerce “gelistirilmek” istendi, isteniyor. Genellikle sözlü düzeyde ve “sakala göre tarak atma” biçiminde yürütülen bu tartısmaların seviyesini yakalamak, taktir edilir ki pek kolay değil. Ayrıca geçekçi de olmaz. Ancak bu yönelimin yapısında tasıdığı tehlikelere zamanında isaret etmek gerekir.

 

Amaç “Birlik” mi, Birlik Tüccarlığı mı?
 
Bir bakıma, yukarıya aktardığımız tartısmaların seviyesine, ciddiyetine ve sonuç itibarıyla katedilen mesafeye(!) bakarak bu soruyu yanıtlamak mümkündür. Çünkü tartısmaların düzeysizliğini, verimsizliğini ve mesafe alınmayısını asıl amaçtan soyutlamak olanaksızdır. Fakat buna karsın bu, kimilerine göre “kolaycı” bir yanıt olabilir. Ya da yararına inandığımız tartısmaları, seviyesizlikten kurtarılmasına, verimli kılınmasına gereği gibi hizmet etmeyebilir.
    Bu bakımdan tartısmaların çözümleyici olmasında belirleyici olan ögeleri bilince çıkararak söz konusu sorunun yanıtını aramak en doğru olanıdır. Bu ögeler söyle sıralanabilir:
    1- “Tarihsel deneyim, ulusal ve sosyal devrimlerde ilerici, yurtsever ve devrimci güçlerin asgari ve azami birliklerinin sağlanmasında, “birlik” ya da isbirliği zemininin doğru kavranmasının özel bir önem tasıdığını göstermistir.” (R. Welat, Adar-1985) Sosyal pratik bu belirlememizi doğrulamıstır. Ayrıca yukarıya aktardığımız düzeysiz tartısmaların bulanıklığı da bunun bir kanıtıdır. Bu nedenle, öncelikle “birlik” sorununu soyut, kof ve genel tartısmaların odağı olmaktan kurtarmak, tartısmaları değisik türden birlik zeminlerini esas alan bir eksende yürütmek gerekir. Böyle bir yaklasım, bu konudaki gerçek tüccarlığını meslek edinen kesimleri silahsızlandırmayı da kolaylastırır. Kuskusuz bu sonuncusu bir anda ve kolay olmayacaktır. Çünkü soyut ve kof tarısmaları besleyen nedenleri, bugünden yarına ortadan kaldırmak olanaksızdır. Ve bu bir yönüyle de mücadelenin gelismesine bağlıdır. Ancak belli zeminlerde yürütülecek tartısmaların ve buna uygun oalrak atılacak adımların, “birlik” sürecini netlestireceği, ona ivme kazandıracağı tartısma götürmez.
    2- Zaman unsuru ve onu karsılayan doğru tahlili, atılacak adımların buna uyarlanması da, en az birincisi kadar önemlidir. Buna dikkat edilmediğinde, tıkanıklık kaçınılmazdır. Geçmisin tanıklık ettiği deneyimler ve Roja Welat’ın konuya iliskin tespitleri de, bu bakımdan öğreticidir.
    “Değerlendirmemize konu olan “birlik” girisimleri, zaman bakımından 12 Eylül yenilgisiyle baslayan son 4 yıllık döneme tekabül ediyor. Bilindiği gibi, 12 Eylül’de, Kürdistanlı ve Türkiyeli sol siyasal hareketler, fasizm güçleri kasısında ağır bir yenilgiye uğradılar. Bu yenilgiden hemen hemen tüm siyasal örgütler, ideolojik, politik ve özellikle örgütsel yapılarına göre değisen oranlarda paylarına düseni aldılar. Ayrıca siyasal örgütlerin ezici bir çoğunluğu bu tarihsel sınavda sınıfta kaldılar. Bu, siyasal örgütleri yeni sorunlarla ve yeni görevlerle karsı karsıya getirdi. Diğer yandan sol güçlerin zayıf düsmesi, kitleler üzerinde yoğunlastırılan fasist zulüm, yığınlar arasında “birlikten kuvvet doğar” anlayısını güçlendirdi; bir bütün olarak devrimci hareketin saflarında “birlik” eğilimini gelistirdi.
    “Birlik” eğiliminin güçlenmesi; ortak düsmana karsı asgari kosullarda da olsa sol güçlerin hareket birliğinin örgütlenmesi için elverisli sartlar yaratıyordu. İste ana hatlarıyla irdelemeye çalısacağımız “birlik”ler, görünürde böyle bir gereksinimi karsılamanın bir ürünü olarak ortaya çıktı. Görünürde diyoruz, çünkü, gerçekte yaklasımlarda isabet yok. Çünkü, “birlik” eğiliminin kabardığı bu dönemde tarihsel görev, yenilginin öğreticiliğinden de yararlanarak ayrılıkların nedenlerini, yeni dönemin hızlandıracağı saflasmaların, kaçınılmaz bölünmelerin yaratabileceği yeni sorunları açığa çıkarmayı ve “birlik” çalısmalarını somut kosullara uyumlu bir biçimde sürdürmeyi gerektiriyor; “birlik” adına, birbirine tutunarak statükoları korumayı, birlikten yararlanarak varlıklarını sürdürmeyi, sorunlarını asmayı ya da kitlelerin birlikten yana ağır basan eğilimlerini sömürmeyi dıslıyordu.” (Roja Welat, Çıleye Pasın-1984)
    Ne ki buna uyulmadı. Söz konusu kosullar gözönünde bulundurulmadı. Dolayısıyla -bazı Kürdistanlı örgütler arasında yer alan polemiklerde de görüldüğü gibi- tartısmalar, kosullara uyumsuzluğun öne çıkardığı ve gelistirdiği yeni yeni sorunları beraberinde getirdi; hatta giderek kısırlastı ve kilitlendi.
    Günümüze kadar tekrarlanan aynı hatalara düsmemek, gelinen noktayı doğru kavramak gerekir. Ki bu tartısmaları verimli kılma ve amaca ulasmanın da bir gereğidir. Kuskusuz gelinen noktada, olumlu ve olumsuz yönleriyle bir sonuçtur. Ve bunu devrimci sürecin ilerleyisinden soyutlamak mümkün değildir. Aksine devrimci sürecin ana ekseni üzerinde, varılan sonuca ebelik eden faktörleri diyalektik bir bütünlük içinde irdelemek, atılacak adımları buna uyarlamak gerekir.
    Açık ki devrimci sürecin belirgin özelliği, onun sömürgeci tekelci Türk burjuvazisinin aleyhine gelisen ve derinlesen bir seyir içinde olması, ulusal ve sosyal devrim güçleri lehine gün be gün artan nesnel olanaklar sunmasıdır. Devrimci sürecin bu ilerleyisi, onu karekterize eden olguların nicel ve nitel değisimlere uğramasını zorunlu kılar. Örneğin 12 Eylül yenilgisine tekabül eden dönemi, bugünün kosullarıyla karsılastırdığımızda, söz konusu gelisme ve değisimleri, onların sunduğu yeni olanakları görmek mümkündür. Dün yenilgi nedenlerini tartısan sol, bugün su ya da bu biçimde astı. Yenilginin nedenlerini yadsıyan ya da bu olguyu kendi dısında arayanlara yasamın kendisi gerkli cevabı verdi. Yenilginin öğreticiliğinden ders çıkaranların, ders çıkarmak isteyenlerin haklılığı sosyal pratikçe kanıtlandı, kanıtlanıyor. 12 Eylül’de geçirilen sınavın kamçıladığı ayrısmalar üzerinde yapılan spekülasyonlar açığa çıktı. Hayatın canlı pratiği bölünmelerin ideolojik-politik ve örgütsel nedenlerini gizleyenleri ya da onu kendileri dısında arayanları mahküm etti. Sınıfsal ve sosyal temele dayalı ayrılıkları ve yapay bölünmeleri su yüzüne çıkardı. Özünde devrimci birliklere karsı isleyen eğilimleri desifre etti. Deney birikimi yarattı.
    Diğer taraftan mücadele kızısıyor, devrimci hareketi tehdit eden çürüme ise devam ediyor. Bu durum yeni görevler ve güçlükler beraberinde getirdiği gibi, savasıma taze kan kazandıracak yeni olanaklar da sunuyor. Kısaca devrimci hareket açısından yeni sınavlar dönemi baslıyor. Söz konusu sınavları kazanmak ya da kaybetmekte belirleyici faktör, bundan böyle ülke zemininde gelistirilecek mücadele olacaktır. Hiç kuskusuz sıcak mücadele alanlarını hedefleyen her adım, her atılım, yeni firelerle çürümeye katkıda bulunacak... Avrupa kosullarının, kitlelerden kopukluğun ve umutsuzluğun beslediği çürümeye yeni bir nitelik kazandıracaktır. Ancak belirleyici olacak olan, devrimci harekete musallat olan çürümeye, devrimci alternatifin yaratılmasını yadsıyan eğilimlere karsı esas olarak temel mücadele alanlarında üretilecek panzehirle mücadeleye ivme kazandırmak olacaktır. Sürecin bu ilerleyisi, sıcak mücadele alanlarından kan alamayan örgütleri, grupları eritecek, ya da onları belli birliklere zorlayacaktır.
    Özetlersek, ideolojik-politik ayrılıkların netlesmesi “birlik” yolunda atılan adımların sağladığı deney birikimi ve devrimci sürecin sunduğu yeni olanaklar, “birlik” için dünden daha farklı ve elverisli kosullar sunuyor.
    Bu bakımdan güncel görev, yukarıda belirttiğimiz birinci öğe üzerinde yoğunlasmak; “nasıl bir birlik” sorusunun yanıtını arayarak değisik birliklerin zeminini netlestirmektir. Bunun için öncelikle, “birlik” kavramıyla ifade edilen siyasal-örgütsel birlik ile güç- eylem ve cephe birliğini birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü bunların ayrı seyler olduğu, hemen hemen herkes tarafından bilinmesine karsın, zaman zaman bilinçli olarak bir ve aynı seyler gibi gösteriliyor. Ya da aradaki derin ayrılıklar basite indirgeniyor. Dolayısıyla birlik tüccarlarının yararlanabileceği bulanık bir ortam yaratılıyor.
    Bakın TKSP’nin su “belirlemesi” bu bakımdan ilginçtir.
    “Biz ulusal kurtuluşve sosyalizm için savasan Türkiye Kürdistan’ından tüm devrimcilerin bir örgütün çatısı altında birlesmeleri için elimizden geleni yapacağız. Ve elbette, aynı çabayı gösterme görevi, aynı amaçlar için savasan herkese düsüyor.” (TKSP 2. Kongre Bel., s. 94)
    Baska belgelere basvurmaya gerek yok. Aslında yukardaki formülasyonda ifadesini bulan hokkabazlığın sırrını çözmek için, Hevkari ve TKSP-PPKK arasında yer alan polemikleri anımsamak yeterli... Fakat sözünü ettiğimiz soruları yanıtlarını bilince çıkarmak açısından, söz konusu herzelerin üzerinde kısaca da olsa durmak gerekir.
    Öncelikle sunu belirtelim ki “Türkiye Kürdistan’ında ulusal kurtuluşve sosyalizm için savas”madığını söyleyen ya da bunu -sözde de olsa- kabullenmeyen herhangi bir örgüt, parti veya grup yok. Hal böyle olunca Kürdistan isçi sınıfının biricik örgütü olduğunu söyleyen TKSP’nin kendi dısındaki parti, örgüt ve gruplarla “bir örgüt çatısı altında birlesme”mesi için ciddi bir engel kalır mı? Hiç kusku yok ki, yukarıya aldığımız “belirleme”ye bakılırsa, -suni engeller dısında- dise dokunan bir engel kalmaz. Ancak böylesi bir “birlesme”nin niteliğini, onun “nasıl bir birlik” olduğunu belirlemek görevi, yine TKSP’ye düser. Çünkü TKSP’nin de “birliğe” duyduğu ihtiyacın “neden”i anlasılmakla birlikte, onun, söz konusu “birlesme”yle “nasıl bir birlik” istediğini kavramak pek kolay değil (!) Zira anılan “belirleme”de bilinçli bir hinlik var. Söz konusu “belirleme” ile kastedilen “birlesme”, siyasal-örgütsel bir birlik midir, yoksa cephe türü “bir örgüt altında” mı birlesmek isteniyor? Eğer “çatısı altında birlesmesi istenen örgüt” bir ulusal kurtuluşcephesi ise, herkesin sosyalizm için savasması sart değildir. Değilse (ki belirlemeden de amacın o olmadığı sonucu çıkıyor), “ulusal kurtuluşve sosyalizm için savasmak” siyasal-örgütsel birlik için yeterli midir? Kuskusuz değildir. Ve bunun, böylesi bir birlik için kendisine göre belli “kıstaslar” sıralayan TKPS’nin görüslerinde de görmek mümkündür. O halde böyle bir hinliğe basvurması neden? Nedeni açık. Amaç sorunu basite indirgeyerek topu sahaya atmak ve birlik tüccarlığını sürdürebilmektir.
    Birlik tüccarlığına soyunan diğer bir eğilim, özünde “Kurd ű Kurdistan” eksenini baz alan bir yönelimdir. Sözlü düzeyde söylenenlere bakılırsa (ki, su asamada dayanılacak veri bu) bu yönelim, eğer partilesir ve bir olgu haline gelirse, kendisini isçi sınıfının partisine de dönüstürecekmiş(!)... Böylece o, hem değisik sınıf ve katmanların birliğini sağlamışolacak, hem de genişyığınsal örgütlenmenin içinde isçi sınıfının partisini yaratacak!.. Dolayısıyla bir tasla iki kuşvurup, “birlik” sorununu köktenci bir çözüme kavusturmuşolacak!...
    “Amerika’yı yeniden kesfetmek isteyen” bu yönelim hakkında özünde söylenecek çok sey var. Ve bu, bu yola koyulan kimilerinin sandığı gibi, onların “gelistirmekte olduğu tezlerin güçlülüğünden ya da tutarlılığından duyulan endiselerden” (!) kaynaklanmıyor; aksine söz konusu yönelimin yapısında tasıdığı tehlikelerden ötürü gereklilik arz ediyor. Çünkü bu yönelim, her seyden önce inançsızlığın, umutsuzluğun ve çürümenin bir bütün olarak devrimci hareketi tehdit ettiği günümüzde, ideolojinin önemini küçümsemekle söz konsu tehdit unsuruna çanak tutuyor. Marksıst-Leninist ideolojinin ülkemizde kazandığı saygınlığa gölge düsürme eğilimlerini yapısında tasıyor.
    Kuskusuz bu, ulusal kurtuluşsavasında yurtsever nitelikli örgüt ya da örgütlerin yeri olmadığı veya ideolojik ekseni “milliyetçilik” olan politik bir hattın, ileriye ve “geri”ye açık yönlerinin gözardı edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Tersine Kürdistan halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde böylesi örgütler var, ve olacaktır da. Ve bu nitelikteki örgütlerin ileri açık yönlerini gelistirmek, milli ve dar eğilimlerini törpülemek gerekir. Ancak yaklasımlar önemlidir. İdeolojik ekseni “milliyetçilik” olan bir örgütlenmenin, tüm toplumsal sınıf ve katmanların ihtiyacı gibi gösterilmesi son derece isabetsiz ve maddi dayanaktan yoksundur. Zaten söz konusu yönelimin, ideolojinin önemini yadsıyan belirgin yönü de budur.
    Ayrıca her örgütlenme, belirli sosyal kosulların, toplumsal ihtiyaçların ürünü olarak doğar. Bugün “yeni tip kitle partisi”ni denemek üzere yola çıkanların “birlik havarisi” kesilmeden önce, söz konusu toplumsal ve siyasal kosulları tahlil edip hangi ihtiyaçlara cevap vereceklerini; dolayısıyla çıkışnedenini açık ve net bir biçimde ortaya koymaları gerkirdi. Ki bu, hem “yeni tip kitle partisi”nin “yeniliğini” (!) kanıtlamak, hem de bu kesim hakkında yaygınlasan bazı kosulların açıklık kazanması bakımından gereklidir.
    Tek basına “birlik” isteminin bile yığınlara cazip geldiği biliniyor. Ve bu bilindiği için, bu isin tüccarlığını yapanından tutun samimi ve iyi niyetlisine kadar hemen hemen herkes, her parti, örgüt, grup hatta tek tek kisiler, “birlik” istemi üzerinde birlesiyor. Fakat kitlelerin hala ilgisini çeken “birlik” isteminin soysuzlastırılmasının, devrimci harekete tahmin edilenden çok daha büyük zararlar getireceği her nedense bazı kesimleri ve özellikle birlik tüccarlarını hiç mi hiç ırgalamıyor!.. Öyle ki, en basit güç ve eylem birlikleri önüne en çok suni engeller çıkaranlar, herkesten fazla birlikçi görünüyor, “birlik” kavramının soysuzlastırılması için elinden geleni yapıyorlar.
    Evet kaybedilen zaman artık yetiyor... Ülkemiz bir barut fıçısını andırıyor. Baskı, saldırı, operasyon, iskence ve katliamlar, halkımıza göz açtırmıyor. Ama bütün bu zulüm ve zorbalıklara karsın kitlelerde, küçümsenmeyecek kıpırdanmalar görülüyor. Besbuçuk yıllık kanlı fasist diktatörlüğün yarattığı korku günden güne daha bir kırılıyor; yerini, zulme, sömürü ve baskıya karsı mücadeleye bırakıyor. Bunu gören burjuvazi ise, sadece sindirme, yıldırma ve kıyım plitikasını yugulamakla kalmıyor. O, siyasal ve ekonomik terörün yanı sıra kitlelerin gelisen muhalefetini yozlastrımak, saptırmak için de yoğun bir çaba srafediyor. Burjuvaziye, onun partilerine ve onlara kuyruk sallayan reformist güçlere geçit vermemek; alternatif arayısı içinde bulunan yığınların özlemlerine tercüman olmak gerekiyor. Bu nedenle güncel ve tarihsel görev, temel mücadele alanlarına yönelmek, bağımsızlık ve özgürlük savasında düsmana karsı güçleri birlestirmektir.
    Bu nedenle, eğer amaç gerçekten güçleri birlestirmek ise, ülkenin bağımsızlığı ve özgürlüğü ekseninde düsmana karsı mevzilenmek, ulusal kurtuluşgüçlerinin birliği önünde engel olusturan eğilimleri açığa çıkararak asmak gerekir. Yok eğer amaç siyasal-örgütsel birlik ise, bu farklı bir seydir. Ve bunun için öncelikle Kürdistan devriminin ihtiyaç duyduğu örgüt biçiminin tesbit edilmesi gerkir. Eğer söz konusu bosluk, Kürdistan isçi sınıfının devrimci örgütü yaratılarak doldurulacaksa (ki, bize göre var olan bosluk budur), o zaman, bu tesbitten hareketle, devrimci sürecin belirgin özellikleri, ülkenin ekonomik-sosyal yapısı, Kürdistan devriminin perspektifleri, devrimin gelisme yolu, ittifaklar sorunu ve enternasyonalizm konuları üzerinde yoğunlasmak soyut ve kof tartısmaların köküne kibrit suyu ekmek gerekir. Hayır siyasal-örgütsel birlikle kast edilen, “yeni tip bir kitle partisi” ise, buna soyunanların ilkelerini koyarak tartısmaları daha doğru olur. Bu yapılabildiği ölçüde, “birlik” tartısmaları seviyesizlikten kurtulabilir, verimli kılınabilir, mesafe aldırıcı olabilir.

(*) Bu yazı 1986’da yazılmıs; ve ilk olarak Roja Welat’ın 37-38’inci sayılarında, ikinci olarak da Zeki Adsız, Devrimci Süreç Birlikler Sorunu Fasizme ve Sömürgeciliğe karsı mücadele Perspektifleri (Heviya Gel Yayınları, 1991, Almanya) adlı kitapta (ss. 67-78) yayınlanmıstır.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
Courturier large range, aimed directly at a whole new series of watches Tag heuer replica uk men's watch is a watch this year's market. I have a huge selection of sports configuration and dial type, start looking for a new Tag heuer male form Courturier Konotabi, in a good position in this range. Tag heuer replica sale has become stronger than among men watch series, but it is a gradual tag heuer replica watches Swiss watch brand really, they increase the Valjoux movement, increasing the number of the automatic watch movement Tag heuer Courturier range, I see this it Longines has been found in a traditional tag heuer replica sale. I found that the main areas of the automatic movement tag heuer replica uk watch series automatic movement of automatic detection, but its entry-level nearly twice the price it paid the price automatically Courturier, but the error rate is less than their replica tag heuer watches feature of this watch is that it is a penny quality and real quality of a cargo of. But, in truth, it is popular this year, these watches are Christmas gifts, they are sure. Praised the legendary actor, this automatic chronograph, remembered watchmaking history of the revolution of our almost. By racing spirit and legend of the movie affected the logo retro Monaco limited edition tag heuer replica sale, three colors, face, of Monaco to the 6 o'clock position, blue alligator strap is creative another classic Collection of buttons buckle sports stitching and beige, watches tAG Heuer to fate.
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ