TSKP MERKEZ KOMİTESİ GENEL SEKRETERLİĞİNE

Geçmişe, Merkez Komitesinin Son Değerlendirmesine ve Yeni Dönem Çalışmalarına İlişkin Görüş, Eleştiri ve Önerilerim
 
TSKP MK. 18 Mart 5 Nisan-1980 tarihleri arasında toplanarak Diyarbakır deşifrasyonu ve faşist cuntanın gelişiyle ortaya çıkan durumu değerlendirmiş ve yeni dönem çalışmalarının esaslarını belirlemiştir.
    Yaşanılan sürecin yarattığı güçlükler ve toplantının tüm üyelerin ve hatta diğer bazı arkadaşların- katılımıyla yapılmaması (burada ayrıntılara girmek istemiyorum, gerekirse tartışılabilir, bize haber bile ulaştırılmadı.) sonucu toplantıya katılmamız mümkün olmadı. Bunu sorun yapmıyorum ve yaşadığımız dönemde de bu sorun yapılmaz. Ancak, yapılan değerlendirmelere ve alınan kararlara -geçmişe ve yeni döneme- ilişkin görüş, eleştiri ve önerilerimi -Parti displini ve Parti birliği ilkelerine ortadoksça bağlı kalarak- açık yüreklilikle bilirtmeyi sorumluluğum gereği sayıyor ve Partimizin geleceği için zorunlu görüyorum.

 

Değerlendirme Bazı Temel Sorunlara Açıklık Getirmemiştir
 
“Devrimcilerin en büyük öğretmenleri, en iyi öğretmenleri beklenmedik belalardır” Ancak, “beklenmedik belaların” gün ışığına çıkardığı sorunların değişik yönleri ve aralarındaki bağıntılar görülebilir, izlenen yöntem ve politikanın kendi deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılabilir ve radikal müdahalelerde bulunabilirlerse, anılan belalarından, onların öğreticiliğinden gereği gibi yararlanılabilir.
    Diyarbakır deşifrasyonundan kısa bir süre sonra faşist askeri darbenin bastırması, belli teorik tesbitlerimize rağmen Partimiz ve halkımız açısından yaşanılmamış bir olaydı. Bu anlamda bazı olumsuzlukların olması doğaldı. Ancak, Partimizin aldığı ciddi yaraların temel nedeni, muhtemel saldırıları göğüsleyebilecek veya düzenli geri çekilmeyi başarabilecek bir örgütsel yapıya sahip olamayışımızdı.
    Ülkemizin bir köylü toplumu oluşu, işçi sınıfının zayıf, küçük burjuvazinin etkin olduğuna kuşku yok. Partimizin ağır sömürgeci baskı ve zulüm koşullarında örgütlendiği, zor şartlarda mücadelesini sürdürmek durumunda olduğu doğrudur. İdeolojik alanda önemli bir başarı sağladığımız, hareketimizin genç, kadrolarımızın yeterli deneye sahip olmadığı da doğrudur. Militarist ve faşist saldırıların azgınlaştığı dönemlerde, bazı unsurların dökülmesi de -ki sınırlı ölçülerdeki dökülmeler bile örgütsel yapıdan soyutlanamaz- doğaldır.
    Fakat, Partimizin de ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğu, bir başka gerçektir. Ve bu sorunları yaratan nedenler, Partimizi kalbinden yaralamıştır. Yukarıda belirtilen genel doğrulara sığınılarak, kaynağı ve temel nedenleri tesbit edilmeyen bu sorunların, bir takım eksik ve hataların kabulü ile geçiştirilmeye çalışılması doğru değildir. Sorunlar ciddidir. Sorunların temeline, kaynağına inilerek hatalar ve yanlışlar tesbit edilebilir.
    Lenin, “siyasal bir partinin, kendi yanlışlarına karşı tutumu, partinin ciddiyetinin ve kendi sınıfına ve çalışan halk yığınlarına yükümlülüğünü pratikte yerine getirmesinin en önemli ve en kesin ölçülerinden biridir. Açıkça yanlışı kabul etmek ve yanlışı dikkatle düzeltme yollarını tartışmak, -işte bu, ciddi bir partinin işaretidir, bu partininin yükümlülüklerini yerine getirmesidir, bu, sınıf ve sonra da yığınları eğitmek ve öğretmektir.” (abç) (Stalin, Parti Üzerine, D. Y. S. 153) der. O halde karşı karşıya bulunduğumuz sorunların kaynağını tesbit etmek için biraz gerilere gitmek yanlışları, hataları ve en ince ayrıntılarına kadar değerlendirmek, sorumlularını tesbit etmek ve hatalarımzın temelinde çözümler aramak başarımızın ön koşuludur. Bunun başarılması, yanlışlarımızın, hatalarımızın aşılması yolunda önemli bir mesafeyi katetmek demektir.

 

İdeolojik Başarı ve Bazı Eksiklikler, Yanlışlıklar
 
12 Mart sonrasında ülkemizde büyük bir siyasi boşluk vardı, Hareketimiz ideolojik anlamda önemli bu boşluğu doldurdu. Daha başlangıç döneminde teorik tesbitlerimizin doğruluğu, Kürdistan’da (Türkiye Kürdistanı) devrimci ve yurtsever kesimlerin geniş sempatisini kazanmış ve dışımızdaki siyasal kümelenmeleri, örgütlenmeleri belli ölçülerde köşeye sıkıştırmıştı. Teorik tesbitleimiz Kürt solu içerisindeki siyasi gruplar içinde, uluslararası planda hareketimize belli bir saygınlık kazandırmıştır. Ayrıca teorik (Ö. Y.) ve kitle (R.W., Ö.G.) yayın organlarımız dar da olsa emekçi yığınlar arasında, hareketimize önemli bir saygınlık, saflarımıza yığınlarca insan kazandırdı. Ve Parti literatürünün yaratılmasında önemli bir görevi yerine getirdi.
    Ancak, yayın organlarımız kollektif bir örgütleyici olamadı. Muhabir ağını ve yayın dağıtım örgütünü oluşturamadık. Birkaç kez MK’de bu konuda görevlendirme yapıldıysa da arpa boyu mesafe alınamadı. Bunun tersini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü, her şey gayet açık. Altı yıllık yayın hayatımız oldu. Bu altı yıl içinde yayınlarımızın dağıtımını, satışını , en geniş kitlelere ulaştırılmasını örgütleyemedik; okuyucularımızla canlı ilişkiler geliştiremedik, okuyucularımızın niteliğini, yayınlara bağlılığını, ödenti vb. sorunları merkezi düzeyde yerinde araştırıp gerekli tesbitler yapamadık ve bu anlamda süregelen keşmekeşliğe, dağınıklığa karşı gerekli radikal önlemleri alamadık. Bazı yerlerde yayın paralarının yenmesi, bazı yerlerde ödentilerin zamanında ödenmemesi, bazı yerlerde yayınlarımızın depo edilerek satışının ve okunmasının engellenmesi, bazı yerlerde de maalesef yayın paralarımızın barlarda, pavyonlarda kumar masalarında harcanması ve..... olayı bu gerçeği tartışmasız bir biçimde ortaya koymaktadır.
    Yine yayın hayatımız süresince, yazı kurulu biçimsel bir varlık olmaktan öteye geçmedi. Yazı yazmada kollektif bir anlayış oluşturulmadı. Yeni yeni unsurların yazı yazma konusunda, yeteneklerinin geliştirilmesi için gerekli çaba harcanmadı. Yazı alanında denilebilir ki bütün yük Genel Sekreterin boynunda kaldı. Bu konuda yalnız Genel Sekreteri sorumlu tutmak haksızlık olacaktır. Sorumluluk, Genel Sekreter arkadaşımızında başında bulunduğu Merkez Organına aittir.

Doğru, Tutarlı Teorik Tesbitlerimizin Yanı sıra Bazı Eksikliklerimiz, Bazı Hatalarımzın Olduğu Kanısındayım:
 
Birincisi, teorik yayın organımızda, maceracılığa karşı duyarlı olduğumuz ölçüde sağ oportünizme karşı duyarlı olmadık. Doğrudur, tabanımıza pasifizmi aşılamadık, ancak tutarlı sosyalist politikayı işlerken, pratik çalışmada oprotünist anlayışı gereği gibi eleştirmedik. Birimlerde yer yer görülen pratik olaylar üzerinde gereği gibi durulmadı. Sol tehlike görülüp üzerine gidilirken, sağ tehlike görülmedi ya da görmezlikten gelindi. Yine bazı konularda, örneğin Devlet ve Devrim, Sağ ve sol Sapmalar, Parti Meselesi, Kürdistan Koşullarında Legal ve İllegal Çalışma, Ajitasyon, Propaganda vb. teorik tahliller yapamadık. Bunda kadro sorununun belli bir payı olmakla birlikte, yazı kurulunun kollektif işbölümünü başaramamasının etkisi belirleyici oldu.
    İkincisi, teorik tesbitelerimzi arasında “Küçük Burjuva Sapmaları ve Tutarlı Sosyalist Politika” adlı broşürümüzde Apoculara yönelltiğimiz eleştirinin iki yönü üzerinde durmak gerekir: 1-Apoculara ilikin söz konusu eleştiride, sert ve aşağılayıcı bir dil kullanılmıştır. 2- Apoculuğun anarşist bir hareket olduğu, terörizmi temel mücadele stratejisi olarak aldığı doğrudur. Ancak söz konusu eleştiride, bu gerçeğin belirtilmesiyle yetinilmemiştir. PKK tümüyle polisiye bir hareket olarak nitlendirilmiştir. Kanımca bu, belirli ölçülerde haksızlığı içermektedir. Ve bu anlamda hatadır.
    Ulusal, sosyal mücadeleler tarihinde, bu tip örgütlenmelere burjuvazinin, daha rahat ajan sızdırdığı ve yer yer bazı eylemlerine yön verdiği doğrudur. Kanımca, bu belirleme PKK için de geçerlidir. Anak bundan hareketle, Apocu hareketin tümüyle polisiye hareket olduğu, giriştiği eylmelerin, tümüyle burjuvazinin sahnelediği bir senaryo olduğunu söylemek kanımca doğru olmaz. PKK hareketinin, yarattığı tahribatı değerlendirirken, bu hareketin yapısını ve seçtiği mücadele yöntemini, anarşizmin dünya, Türkiye ve ülkemizdeki konumunu temel almak bizi daha gerçekçi tesbitlere götürür. Ancak böyle bir yaklaşımla, PKK hareketini terörist politikadan uzaklaştırmak, daha ileri saflara çekmek, tabanına seslenmek ve tabanında bulunan geniş yurtsever kesimleri kazanmak mümkündür.

 

Teori ve Pratiğin Uygunsuzluğu
 
Teori ve pratiğin birliği Marksizm-Leninizmin temel bir ilkesidir. Birincisini, ikincisinin önüne koymak mümkün değildir. Lenin, devrimci teorinin önemini vurgularken, devrimci teorinin bir doğma olamdığını, teorinin yaşanan pratikten çıkarılan yeni sonuçlarla sürekli olarak düzeltilmeye ihtiyacı olduğunu belirtmiş ve pratik çalışmaların önemini şöyle vurgulamıştır. “Tersine, birinci planda her zaman mutlaka pratik propaganda ve ajitasyon çalışması bulunur ve çünkü, birincisi teorik çalışma yalnız ikincisinin öne sürdüğü sorunları yanıtlar.” (abç) (Marx, Engels, Lenin, İş. Sınıfı Partisi Üzerine, Sol Y. s. 143)
    Yine Küba devriminin lideri F. Kastro, “Pek çok kez önce pratik, sonra teori gelir. Bizim halkımız da bunun örneğidir. Bugün gururla kendilerini Marxist-Leninist diye adlandıranların büyük çoğunluğu Marxizm-Leninizme devrimci mücadele yolundan geçerek ulaşmışlardır.” (abç) der.
    Bu temel gerçekleri vurgularken, kardeş ülkelerin tecrübelerini öğrenirken, elbette kendi ülkemizin koşullarını, ulusumuzun özelliklerini gözardı etmemeliyiz. Aksi halde doğmatizme sapmış oluruz. Diğer taraftan kardeş ülkelerin deneylerinin evrensel değerini yadsımak, ulusal özelliklerimizin oynadığı rolü abartmak da bizi oportünizme götürür.
    Başlangıç döneminde, ülkemiz somutunda, ideolojik bir boşluğun dolduğu, değişik dürden milliyetçi görüşlerin belirli bazı etkilerinin olduğu doğrudur. Ayrıca sömürgeci baskı ve zulüm koşullarında halkımızı ulusal kurtuluşa hazırlamak, geçmişte Kürdistan ulusal kurtuluş hareketlerinin yenilgisini hazırlayan nedenlerin, açıklığa kavuşturulası ve doğru bir perspektifin ortaya konulması ve geliştirilmesi ciddi zorluklarla karşı karşıyaydı. Türkiye’de işçi sınıfının ve geniş emekçi yığınların büyük bir kesimi şovenizmin etkisi altındaydı. Bu anlamda başlangıç döneminde, ideolojik mücadelenin, ideolojik inşanın önemi yadsınamaz. Ancak bu, yalnız başlangıç dönemi için geçerliydi. Çünkü yine bu dönemde bile, Kürdistan’da geniş yurtsever ve devrimci kesimler bir örgütlenme arayışı içerisindeydi. Ve bu da, teorik mücadelenin yanı sıra, pratik çalışmayı gerektiriyordu. Kürdistan ve Türkiye’de görülen hızlı gelişim ve değişim süreci de pratik örgütsel çalışmanın önemini artırıyordu.
    Bu temel gerçeklerden hareketle, Partimizin karşı karşıya bulunduğu sorunların kaynağına indiğimizde, teorik ve pratik çalışmayı bir bütünlük içinde yürütmediğimiz; teorik alanda önemli bir mesafe alırken, pratik örgütsel çalışmalarda olayların arkasından sürüklendiğimiz gerçeğini tesbit etmek mümkündür.

Pratikte “Kendiliğindenciliğe Boyun Eğme” ve Oportünizmin Partiyi Kemirmesi
 
İdeolojik alanda Partimizin önemli başarılar sağladığını belirttim. Eleştirmin bu bölümünde, pratik örgütsel çalışmada, olayların gelişmelerin arkasından nasıl sürüklendiğimizi göerlim:
    Her şeyden önce MK, Partimizin pratik önderliğini gereği gibi yapamamış, kollektiviteyi sağlayamamıştır. Ve Merkez Komitesinin zaafları, MK’yi oluşturan kişilerin yapıları ve pratik çalışma anlayışları, Partinin örgütsel yapısında oportünizmin sinsice gelişmesini etkilemiştir.
    Merkez Komitesinin yapısını ve zaaflarını irdelerken, MK’nin oluşumuna doğru geriye gitmek gerek. Partimizin zor koşullarda kurulduğu doğrudur. Ancak belli bir süreden sonra tanıma olanağını bulduğum .... MK üyelerinin, bir kısmının içi geçmiş bürokratlar (Ç.D.Ç.K.), bazılarının iflah olmaz bireyci (M.İ.) kişiler olması, MK’nin önemli bir zaafıydı. Görüldüğü gibi, o dönemde MK’nin çoğunluğunu oluşturan bu kişileriden pratik önderlik alanında yarar değil, zarar beklemek mümkün. Nihayet öyle oldu. Teorik tesbitlerimizde sürekli vurguladığımız zor ve çetin mücadeleye bu kişilerle atılmanın sancıları elbette Partimizi tahrip edecekti. Nitekim, bu önderlerimiz (eğer bunlara önder denilirse) çok geçmeden bir yandan kendileri sorun yaratmaya, mücadele sertleştikçe dökülmeye başladı; bir yandan da kendi yapılarına, anlayışlarına uygun insanları parti bünyesine alarak Partiyi kalbinden yaraladılar.
    Mücadele sertleştikçe Parti saflarında -büyük ölçüde yayınların içeriğine inanarak gelen- militan insanlar toplandıkça, değişik türde dökülmeler birbirini izledi. (1) Opotünizm, daha ince yöntemlerle ve başka takdisyenlerle yansımaya başladı. Partimizin ........ kadar, bu insanların, onların örgütlediği bazı kişilerin yarattığı sorunlarla uğraşmakta azımsanmayacak bir zaman kaybedildi. Ancak ileride göreceğimiz gibi bu kişilerin dışlanmasında, temizlenmesinde de kararlı bir tavır alınamadı. (Örneğin İ. ve Ç’nin tecrit meselesi, İ.’nin durumuna rağmen... gecesine çıkarılması, .... seminer vermesi vb.) Parti safları arındırılamadı. Ayrıca bu ve benzeri oportünistlerin Parti içinde taşıdığı anlayış tesbit edilip buna karşı etkili bir savaş yürütülemedi. Bu da, ince oportünizmin gelişmesine, yandaş bulmasına olanak tanıdı. İnançsızlığıyla, belirsizliğiyle, bulanıklığıyla, abartmacılığıyla, kaypaklığı ve kitlelerden kopukluğuyla, orta yolculuğuyla (sağa sola abanma) biçimlenen bu anlayış pratik örgütsel çalışmalarımızın her alanında şu ya da bu ölçüde yansımıştır. İşler birkaç kişinin sırtında kalmış, pratik örgütsel çalışma alanında harekete devrimci kollektif önderlik yapılamamıştır.
    ................ zor koşullarda toplandı. Önemli karar tasarıları alındı. Fakat ..... ilişkin ciddi eksikliklerimiz de oldu. Birincisi, MK’nin raporu daha önce ...... sunulmalıydı. Bu yapılamadı. İkincisi, .............. büyük çoğunluğu, hatta ezici çoğunluğu sustu. Denilebilir ki, temel konular üzerinde hiç tartışılmadı. Sunulan karar tasarıları kabul edildi. MK’nın ........ bile, adeta zorlama ve yalvarmalarla işler kotarılmaya çalışıldı. Bu anlamda, ....................... o güne dek yapılan pratik örgütsel çalışmaların yetersizliğinin maddi temelini tesbit etmesi ve buna karşı radikal önlemler alması mümkün değildi. Ve öyle oldu. Ancak, ............ ................. ........... ileriye dönük belli bir adım atıldı. Bu da yeterli değildi. Çünkü önemli olan pratik örgütsel çalışmalardaki yetersizliği yaratan yapı ve anlayışın tesbit edilmesi ve yeni dönem çalışma esaslarının ona göre saptanmasıydı. (2)

 

Parti Üyeliği ve Partiyi Yozlaştırma Eğilimleri
 
Parti tüzüğümüz, Marxizm-Leninizmin ruhuna uygun hazırlanmış ve parti üyeliği konusunda da gayet açık ve kolay anlaşılır hükümler getirmiştir. Son toplantıda günün koşullarına ve Partimizin gelişme perspektifine göre bazı değişiklikler yapılmıştır. (Bu konuya ilişkin görüşlerimi tüzükle ilgili bölümde belirteceğim.)
    Ancak, Parti tüzüğümüzün üyeliğe ilişkin hükümleri yer yer sulandırılmıştır. Parti üyeliği konusunda, biçimsel ve sayısal anlamda titiz davrandığımız doğrudur. Fakat öz bakımdan bu titizlik gösterilememiştir.Partimiz saflarında toplanan (genellikle yayının etkisiyle) sempatizanlar arasından, parti üyesi seçerken, Parti üyeliğine niteliği elverişli olan veya olabilen insanlarımızın Parti üyeliğine kazanılması için, söz konusu kişiye ilişkin bir hazırlama çalışması yapılmıyordu. Bu kişiler geregi gibi pratik deneyden geçirilmiyordu. Kişilerin yaşamlarına, sınıf kökenlerine, zaaflarına yürekliliklerine, siyasi polisle mücadele yetkinliklerine, fedakarlıklarına ve Partinin örgütlerinden birinde çalışma zorunluluğuna yeterli ölçüde dikkat edilmiyordu. (Örneğin tüzük program okutulan Parti üyesi, ikinci günü kendisini deşifre ediyordu. Bu halen de olmaktadır. Bu gidişle yarın da olacaktır.) Hareketli, militan ve fedakar unsurların araştırılması, tesbit edilmesi ve onların üyeliğe hazırlanmasından çok, hareketin bir demokrat, bir yardımcı olarak yararlanması gereken kişilerin Partiye alınması tercih ediliyordu. Çünkü bu, daha kolaydı. Bu anlayış giderek gelişiyor ve yer yer Parti üyeliğinin (p) harfine bile layık olmayan kişiler Parti bünyesine alınıyordu. (Örneğin Dr S., F., A., N., C., Sen., M.K., N., ve daha pekçok insan.) Bu anlayış bugün de yer yer görülüyor.

 

Leninist Disiplin ve Bazı Acı Gerçekler
 
Proletaryanın zaferi için gerekli sımsıkı disiplinin nasıl yaratıldığına, nasıl denetlendiğine ve nasıl güçlendirildiğine ilişkin soruları Lenin şöyle yanıtlıyordu:
    “Birincisi, proleter öncünün sınıf bilinci ve devrime bağlılığı yoluyla, onun direnişçiliği, özverisi, yiğitliği yoluyla. İkincisi, onun, emekçilerin en geniş yığınlarıyla, ilk planda da proleter yığınla, ama aynı zamanda proleter olmayan emekçi yığınlarla ittifak, onlara yaklaşma, hatta, gerektiğinde belli bir ölçüde onlarla kaynaşma yeteneği yoluyla, üçüncüsü, bu öncü tarafından gerçekleştirilen siyasal önderliğin doğruluğu yoluyla, en geniş yığınların kendi deneyimleri yoluyla doğruluğuna inanması koşulu altında, onun siyasal stratejisinin ve taktiğinin doğruluğu yoluyla. Bu koşullar olmazsa, ilerici sınıfın partisi olmak yeteneğine gerçekten sahip, görevi burjuvaziyi devirmek ve tüm toplumu yeniden biçimlendirmek olan devrimci bir partide, disiplin gerçekleştirilemez.” (abç) (İşçi Sınıfı Partisi Üzerine, Sol y. s. 360-361)
    Leninist disiplinin yaratılmasının, Partimizin örgütsel çalışmalarında nasıl sulandırıldığına geçmeden önce, siyasal haklardan yoksun ülkelerle, siyasal bakımdan özgür ülkelerin farklı koşullarına rağmen mücadelede oportünizm eğilimlerinin banzerliğini görmekte yarar var.
    Farklı koşullarda,oportünizmin örgütlenme sorunundaki benzerliğine dikkati çeken Lenin, “Böylece farklı bir çerçevede örgüt sorunu konusunda partinin devrimci ve oportünist kanatları arasında aynı mücadele vardır. Özerklik ve merkeziyetçilik arasında, demokrasi ve “bürokrasi” arasında, gevşeklik eğilimi ile örgüt ve disiplini sıkılaştırma eğilimleri arasında, kaypak aydın anlayışı ile sağlam proletarya anlayışı arasında, aydın bireyciliği ile proletarya dayanışması arasında aynı çatışma vardır.” (abç.) (Lenin, Bir Adım İleri İki Adım Geri, Sol y. s. 240)
    Birbirini tamamlayan bu belirlemeler, disiplin anlayışımızın geçmişini ve bugününü değerlendirmeye ışık tutmaktadır.
    Her şeyden önce .... MK’nin bileşimi, -kuşkusuz ..... MK’de de devrimci, inançlı, yürekli arkadaşlarımız vardı- bu bileşimi oluşturanlar arasında, bazı yorgun bürokratların ve iflah olmaz hastaların yarattığı sorunlar, diğer unsurların da verimliliğini büyük ölçüde etkilemiş ve bir yığın sorunla baş başa bırakmıştır.
    Bu durum, bilinçli, kararlı, dirençli ve özveriye sahip unsurların işçi sınıfıyla, en geniş emekçi yığınlarla yakın bağlar kurmasını, onlarla belli ölçülerde de olsa kaynaşmasını büyük ölçüde engellemiştir. Oportünist bürokrat unsurlar bundan da yararlanarak sistemli bir biçimde Parti bünyesine taşıdığı anlayışlarını yaygınlaştırmaya çalıştılar.
    MK bu yapısıyla, ne oportünizmle mücadele edebildi ve ne de Partiye gerçekten öncülük edebildi. Denilebilir ki, sadece tavsiyelerle, bazen de iknaya çalışarak işler kotarılmaya çalışıldı.
    Diğer taraftan Partimizde, pratik örgütsel çalışma alanında devrimcilerle oportünist unsurlar arasında belirli bir saflaşma netleşmemiş olsa bile, bir mücadele vardı. Oportünist unsurlar MK düzeyinde gayet mahsum ve kaypak tavırlar içinde olayları abartarak, işlerin hep yolunda gittiğini göstererek, yapılmayan işleri yapılmış göstererek, sıkıştıklarında sağa sola abanarak eleştiri-özeleştiri, demokratik merkeziyetçiliği yozlaştırmaya çalışmış, örgütü ve disiplini sıkılaştırmaya karşı gevşekliği ayı postuna bürünerek geliştirmeye çalışmışlardır. Evet, oportünist bürokrat unsurlar, MK’nin bileşiminden, yapısından, devrimcilerin sorumlu davranmalarından (hareketin karşı karşıya bulunduğu sorunlar nedeniyle) yararlanarak ve devrimcileri de kulislerde yerine göre solculukla, yerine göre karamsarklıkla suçlayarak Partide Leninist disiplin anlayışının sulandırılmasında belirli ölçülerde başarılı oldular. Bu anlayış, ....... açıkça mahkum edilmediği için, ....... sonra daha ince yöntemlerle ve değişik takdisyenlerle varlığını sürdürdü. Ancak bütün bunlara rağmen, “tabanda örgütü ve disiplini sıklaştırma” eğilimleri güçleniyordu. Bu durumu farkeden baylarımız sıkıştıklarında dışlama operasyonuna kadar işleri vardırdılar. (Örneğin Cem. meselesi) Hareketin canalıcı sorunlarını göremiyen ya da görüp sessiz kalan insanları kafa kol numaralarıyla, birtakım sinyallerle saflarına çekmek için boydan boya giriyordu bu unsurlar. (Diyarbakır Böl. K.’de işçi sor. tar. “birşeyler dönüyor” vb.)
    İşte Partimizde Leninist disiplinin yaratılmasını, güçlendirilmesini engelleyen MK’nin yapısı ve bu yapının örgüt bünyseinde taşıdığı oportünist anlayıştır. Bu yapı ve bu anlayış, Partiyi pratik örgütsel çalışmanın her alanında kemirmiştir. Bu konudaki somut örneklere geçmeden önce, disiplinin maddi temelini oluşturan demokratik merkeziyetçilik ve buna bağlı olarak eleştiri-özeleştiri mekanizmasının işleyişini görmekte yarar var.
    Her şeyden önce Partimide hiyerarşik yapı gereği gibi işletilmemiştir. Parti organları, Parti tüzüğümüzün gerektirdiği yükümlükler çerçevesinde, sorumluluklarına uygun bir işleyişe sokulamadı. Organlara ve giderek üyelere Partili Partili organ olmanın, Partili olmanın sorumluluğu gereği gibi kavratılamadı. Yaşamın dayattığı zorunluluklardan kaynaklanan yatay ilişkiler zamanında önlenemediği gibi, büyük ölçüde geliştirildi; bazı yerlerde var olan dikey ilişkileri tahrip edecek boyutlara vardırıldı. (Örneğin, Kür. Av.) Ve bu durum Partililerin, kendi kanallarından duyması gereken şeyleri başkalarından duyması, tabandaki normal üyelerin birbirleriyle ilişkiye geçmesi, Parti sırlarını birbirlerine açması gib tehlikeli boyutlara varmıştır. Alt organlar gerçek işleyişine kavuşturulamadığı gibi, bazan alt organların görüşleri de net bir şekilde yansıtılmıyordu. Böyle bir işleyişten, bilgilerin merkezileştirilmesi, karşı bilgilerin zamanında toplanarak değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin zamanında alınması zaten beklenemezdi. Yine böyle bir örgütsel yapıdan demokratik merkeziyetçiliğin, eleştiri-özeleştiri aygıtının normal işlemesini beklemek de biraz saflık olacağı kanısındayım. Kaldı ki Marxizm-Leninizm, Parti program ve tüzüğü çerçevesinde eleştiri hakkını kullanmak isteyenler ya solculukla, ya karamsarlıkla ya da şüpheyle karşılanmışlar ve merkeziyetçilik silahıyla (!) susturulmuşlardır. Ülkemiz koşullarında elbette en katı merkeziyetçiliğin uygulanması gerekir. Ama bu, merkeziyetçiliğin içini boşaltarak, onu demokratiklik ilkesinin özünden –biçim demiyorum- soyutlayarak yapılınca yarar değil, zarar getirir. Liberalizmi, oportünizmi, bürokratizmi getirir. Sağlıklı kadroları yılıklaştırır, onların güven duygusunu sarsar ve gelişmelerini engeller. Dürüstlüğün yerine, yağcılığın, iki yüzlülüğün gelişmesine neden olur. Ve son tahlilde kişisel iradenin, Parti iradesi yerine konulmasını getirir.
    Partimiz, bütün bu sorunlara zamanında müdahale edemedi ve gerekli önlemleri almadı. Ve sonuçta da öyle oldu, Hatta, beklenilenin ötesinde, yetkili organ kararlarına rağmen, işçiler Parti onurunu ayaklar altına alma noktasında kadar vardırıldı. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü bütün bunları, kadroların gizli çalışma kurallarını ve disiplinin önemini yeterince kavrayamadıklarına, zor dönemlerde bazı unsurların döküleblieceğine bağlamak doğru bir tesbit değildir. Doğru olmadığını yaşadığımız somut olaylarla da kanıtlamak mümkündür.

Disiplinsizliğin Kazandığı Boyutlar Parti Onurunun Ayaklar Altına Alınması
 
Vardığımız aşamada Parti onurunun, küçük burjuva çıkar hesapları uğruna ayaklar altına alınması, kişisel iradenin Parti iradesi yerine konulmasının tehlikeli örneklerini kimsenin hafife almaya ya da “böyle dönemlerde, bu tip şeyler olabilir” diyerek geçiştirmeye hakkı yoktur. Çünkü, Parti çıkarlarının çiğnenmesi, dayatmacı tavırlar, kişisel iradenin kollektif irade yerine konulması yeni değildir. Geçmişten, gevşeyen Parti yapısından soyutlanamaz.
    Tecritler meselesinde, hareketi tahrip eden tavırlar içine giren insanların durumu zamanında değerlendirilmedi, radikal önlemler alınmadı. Bu insanlar, Parti yapısında ciddi tahribatlar yarattıktan sonra, Partiye karşı kendileri bayrak açtıktan sonra durumları ancak değerlendirilebildi. Fakat, yine bu kişilerin alçakça propagandaları ve deşifrasyonları karşısında susuldu ve buna karşı çıkan kadrolar ikna(!) edilmeye çalışıldı. (Tecrit kararları öncesinde ve sonrasında somut ve kesin önerilerimin olduğu hatırlardadır. (Örneğin, İ., Ç., M., N., K., Z., A., MO., V., O. vb.)
    Demokratik derneklerde (...... ve diğer örgütlerde sorun yaratan Parti üyelerine, Parti kanalından zamanında müdahale edilmedi. Bu örgütler yer yer Parti üyelerini cezalandırdı, ya da durum cezalandırılma noktasına kadar getirildi. Evet, bütün bunlar acı, ama gerçek. (Örneğin, ‘bir sene ilişki kurulmadı’, Z., T., Avrupada, C., N., M., vb.)
    Yine yer yer bazı Parti üyeleri hakkında, herhangi bir organ kararı olmadan derneklerde, özel kulislerde yıpratma, hareketin dışına itme kampanyaları geliştirildi. Ve Parti bu konularda bir araştırma gereği bile duymadı. (Örneğin, L .... lik meselesi, Cem., A., Ş., H. vb.) diğer taraftan bu yetmiyormuş gibi, disiplin silahına sarılarak bu insanlar tecrit edilmek isteniyordu. (Bu konudaki uzun ve sert tartışmalar hatırlardadır.)
    Yine geçtiğimiz dönemde, değişik çalışma alanlarına bazı insanların kaydırılmasında, bazı partililerin ‘eften püften’ gerekçelerle işleri yokuşa sürdükleri bilinmektedir. Bazı dayatmalarla bazı kararların alındığı (M.’nin seçim mes.) alınan bazı kararların sulandırıldığı (B. seç. Mes.) bir gerçektir. Parti disiplinini sulandıran ve yozlaştımak isteyen oportünist anlayışın yansıması olan bu ve benzeri olaylar üzerine zamanında en sert biçimde gidilmediği, bu anlayış mahkum edilmediği için, Parti disiplininin, parti onurunun kayıtsız şartsız korunması gereken günümüzde, Parti onurunun ayaklar altına alınmasına, kişisel iradenin Parti iradesi yerine konulmasına sık sık tanık olmak kaçınılmazdır. (N. Ve Y.nin tahliye girişimleri, Savunma meselesi, İran’daki görüşmeler, olaylar ve daha bir sürü insanın Parti kararına rağmen kendi başına hareket etmesi vb.)
    Demek ki sorun, “kadroların, gizli çalışma kurallarını ve disiplinin önemini kavrayamaması” değil, bunun, kavratılmamasıdır; disiplini, gizli çalışma kurallarını yozlaştıran oportünist anlayışın, tavırların zamanında mahkum edilmemesidir. Gevşekliğin geliştirilmesine karşı, örgütün ve disiplinin sıkıştırılmamasıdır. Diğerleri tali sorunlardır.

 

Kadro Politikamız ve Denetim Sorunu
 
Bugüne dek tesbit edilmiş tutarlı bir kadro politikamızın olmadığını söylemek, sanırım mümkündür. Bunu, ülkemiz koşullarında varolan geriliğe, teorik eğitim olanaklarının son derece sınırlı oluşuna, hareketimizin genç, belirli alanlarda uzmanlaşmanın süreç meselesi olduğuna bağlamak, sorunu bir yönüyle görmektir. Ve bu, bu anlamda doğrudur. Ancak, insanlarımızı gereği gibi tanımadığımız, onlara insiyatif ve sorumluluk vermediğimiz, onları geliştirmek için ciddi bir çaba harcamadığımız da bir başka gerçektir. Biz kadrolarımızı tanımak, kişisel yetenek ve eksikliklerini değerlendirmek, kararlılıklarını, yürekliliklerini ve fedakarlıklarını göz önünde bulundurarak, onları, Partinin “altın hazineleri” olarak kabul etmek, sorumluluk ve insiyatif vermek, onları geliştirmek ve genç kadrolarla takviye etmek ve siyasi polise karşı mücadelede yetkinleştirmek yerine, nitelikli ve çalışkan insanların sırtına ağır yükler yükledik, deyim yerindeyse eşek gibi çalıştırdık ve onları fiziksel, ruhsal olarak yıprattık. Kimilerini de hareketin dışına itmeye çalıştık ya da yılışıklaştırıdık. Diğer taraftan rahat koşullarda devrimcilik yapanların da –bu falan yerde çalışamaz, falanca falan yerde sorun yaratıyor, onu daha rahat edebileceği yere göndermek gerek. Yok, ben falan yere gidersem şu koşulların yerine getirilmesini isterim vb. –sırtlarını sıvazladık, sağa sola hava basmalarına, deyim yerindeyse şeflik yapmalarına, okuyup laf ebeliği yapmalarına olanak tanıdık. Hatta bazılarını ödüllendirdik (örnek verilebilir.)
    Kadroların eğitimi ise başka bir sorundur. Parti olarak hiyerarşik yapıyı ve Parti organlarını geregi gibi çalıştırmadığımız, yukardan aşağıya, aşağıdan yukarıya direktif ve bilgi iletişimini gerçekçi bir şekilde yapamadığımız, kadrolarımıza objektif gerçeklerimizi söylemediğimiz ve kadrolarımızın birçok şeyi kendi Parti kanalında değil de başkalarından duymaları vb. gerçekler karşısında, onların eğitimlinden söz etmek elbette mümkün değildir. Çünkü kadroları kendi hatalarımızın temelinde eğitmek olanaklıdır ancak. Stalin, Lenin’in bu konudaki belirlemesini hatırlatarak şöyle diyor:
    “Lenin, Parti kadrolarını, işçi sınıfını ve çalışan halk yığınlarını doğru olarak eğitmenin ve öğretmenin en emin yollarından birinin bilinçli olarak Partinin hatalarını açığa çıkarmak, bu hatalara yol açan nedenleri incelemek ve bu hataların üstesinden gelmek için gerekli olan yolları belirtmek olduğunu öğretti.” (abç) (Stalin, P. Üz. S. 153) Oysa biz, zaaflarımızı, hatalarımızı, eksikleiklerimizi kadrolarımızdan gizledik, gizliyoruz. Bu, kadroları yılıklaştırmak, onları kendilerine güven duymaktan uzaklaştırmak ve mahfetmektir.
    Kadroların mevzilendirilmesi, korunması, zor dönemlerde onlara hareket kolaylığı sağlanması konusunda yeter tedbir almadığımız doğrudur. Ama, gerekli önlemleri zamanında neden almadığımız sorusuna ciddi bir yanıt verilmemiştir. Bu sorunun cevaplandırılması gereklidir?
    Denetim, pratik örgütsel çalışmanın temel sorunlarından biridir. Ve doğru bir örgütlenmeyi gerektirir. Denetim aygıtının sağlıklı işleyişi her şeyden önce belirleyicidir. Alınan kararların uygulanıp uygulanmaması sonucunda ortaya çıkan sorunların tesbit edilmesi, öncelikle bu aygıtın bilinçli ve devrimci bir ruhla çalışmasına bağlıdır. Ancak böyle bir aygıt, uygulamanın gerçek sonuçlarını yerinde ve zamanında sınayabilir, denetleyebilir. Ve ancak böyle bir aygıt, organların, kadroların ve üyelerin gerçek niteliklerini belirleyebilir. Yine ancak böyle bir aygıt, yürütmenin iyi niteliklerini, eksikliklerini ve hatalarını belirleyebilir. Ancak böyle bir aygıt, örgütsel çalışmada oportünist ve bürokratik anlayışı, oportünist bürokratik unsurların Parti yapısına zarar veren tavırlarını, gevşekliği sergileyebilir ve hataların, eksiklerin kaynağını tesbit etmede yardımcı olabilir. Bu nedenlerle denetim aygıtını, bu aygıtın örgütlenmesini MK’nin yapısından, pratik örgütsel çalışma anlayışından soyutlamak mümkün değildir. Bir de tabanın önderlerini denetlemesi var ki sağolsun tabanımızın şimdiye kadar böyle bir sorunu olmadı. Zaten bu anlamda kadrolara ciddi bir şey de verilmedi...
    Denetim sorununu, mali olanaksızlıklar yüzünden profesyonelleşememeye bağlamak sorunu geçiştirmektir. Geçmişte ve bugün de mali güçlüklerle karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. Yayınlarımızı militanca dağıtabilseydik, Parti aidatlarını düzenli toplasaydık ve bunları gereği gibi değerlendirebilseydik profesyonel kadro istihdamının üstesinden belirli ölçülerde gelebilirdik. Maalesef belirtilen nedenlerden dolayı bunları bile yapamadık.

 

İlegal ve Legal Çalışma
 
İllegal ve legal çalışmayı ülkemizin koşullarına uygun bir diyalektik bütünlük içinde yürütemedik. Doğru olan, illegal çalışmayı temel almak ve onu tüm legal çalışma biçimleriyle bütünleştirmekti. Oysa biz, legal çalışmaya ağırlık verdik. Ve tüm güçlerimizi bu alana kaydırdığımız için legal çalışmada başarılı olduk. Ancak, legal çalışmanın, sürecin getirdiği, getirbileceği sorunları, zorlukları göğüsleyebilecek illegal yapıyı -ülkemiz koşullarına uygun bir biçimde- oluşturamadık. Bunu, salt “Parti örgütlenmesinde ve kadrolara gizli çalışma yöntemlerinin benimsetilmesinde yeter özen ve çaba gösterilme”diğine, Partimizin genç, kadrolarımızın gizli çalışmada deneysiz oluşuna bağlamak doğru değildir. Çünkü bu belirleme yetersiz, soyut ve elastikidir.
    Herşeyden önce, ülkemiz koşullarında Partinin korunması bir numaralı görevdi. Diğer görevlerin gerçekleştirilmesi buna bağlıydı. Parti olarak bu konuda görevimizi yaptık mı? Elbette hayır. Deşifrasyonlar karşısında sustuk. Yatay ilişkilerin alabildiğine gelişmesine, geliştirilmesine seyirci kaldık; yer yer Parti çalışmalarının legalize edilişini görmdedik ya da görmezlikten geldik, geliyoruz. (Örneğin, Diyarbakır, B., Av., vb.) Bilgilerin her düzeyde sınırlandırılmasının gereğini, bilgilerin ve karşı bilgilerin merkezileştirilmesinin önemini kavrayamadık, kadrolarımıza da kavratamadık. Pratik örgütsel çalışmanın kopmaz bir parçası olan gizlilik kurallarını, ilkelerini tesbit edemedik ve pratik mücadelede edinilen deneylerle geliştirip kadrolarımıza sunamadık. Kısacası örgütsel yapımızı sağlamlaştırmak ve sıkılaştrımak için ciddi önlemler almadık. Tersine örgütü, disiplini, gizliliği sıklaştırmya karşı gelişen gevşekliği görmedik, görmek istemedik.
    O halde sorunun temeli yapımızda, ve Parti örgütünü kemiren oportünist, bürokratik anlayışta aranmalıdır. Belirtilen bazı doğru şeyler, bu gerçekler temeline oturutulmadıkça, açıklığa kavuşturulmadıkça soyut olmaktan öteye geçmez.

 

İşkence ve Mahkemelerdeki Tavır
 
Sömürgeci burjuvazinin en ağır baskı, tehdit ve işkencelerine karşı militan ve sempatizanlarımızın önemli bir kısmının yiğitçe direnmesi, bazılarının sır değil ser vermeyi tercih etmesi Partimiz için onurlu bir davranıştır. Ve bu, onların Partimize, işçi sınıfımıza, halkımıza, kollektif güce olan bağlılıklarını, inançlarını gösteriyor. Bu arkadaşlarımızın, bu tavırlarını burjuva mahkemelerinde de sürdüreceklerine kuşku yok. Ancak, bu onurlu direnmenin yanı sıra Partimizin üst organlarında, BK’lerinde görevli bazı insanlar, bazı Parti üyeleri maalesef direnç göstermemiş, çözülmüş, teslimiyet göstermiş ve bazıları da ihanet etmiştir. Bu anlamda, ifadelere ilişkin MK değerlendirmesi gerçekçi değildir, soyuttur ve elastikidir. Ve işkencelerde direnç göstermeyen Partililerin tavırlarını hoş görücü, affedici hatta bir yönüyle onları temize çıkarmaya yönelik bir anlayışı içermektedir. İkincisi, kadrolara verilen bilgiler yeterli ve tatminkar değildir.
    Partimiz asıl yarayı Diyabakır operasyonuyla(!) aldı. Bu operasyonda yakalananlara, diğer bütün arkadaşlarımıza yapıldığı gibi ağır işkencelerin yapıldığına kuşku yok. Yine bu olayda da bazı arkadaşlarımızın hatta bazı sempatizanlarımızın yiğitçe direndikleri bir gerçektir. Fakat aynı olayda dökülenler, polisin istediği bilgileri verenler de oldu. Hareketimizi ilk deşifre eden olay olması bakımından N. Ve beraberindeki bazı arkadaşların işkence ve mahkemelerdeki tavırları -ihanet edenlerin dışında- üzerinde durmak, bazı gerçekleri açığa çıkarmak gerekiyor.
    Parti tabanında bir şok tesiri yaratan bu ifadelerde her şeyden önce şu noktalara dikkat etmek gerekir: 1- Polis, son derece ilkel bir sorgulama yöntemiyle hareket etmiştir. Ve özellikle Partinin Diyarbakır bölgesindeki çalışmaları üzerinde durmuştur. Bu, ifadelerin içeriğinden de açıkça anlaşılıyor. Daha geniş bilgilerin elde edilememesinde bunun büyük payı vardır. Örneğin, Y.’nin ancak 20 gün sonra alınması; ayrıca sorgulaması sırasında kendisine sorulan sorular ve onun yanıtları ve de polisin bu ayrıntılardan hareketle daha geniş bilgiler elde edememesi vb.. Sorgulamadaki ilkelliğin açık kanıtlarıdır. 2- “Polisin elinde -hareket hakkında- yeterli bilgi olduğu, Nazif’in de sınırlı bazı bilgiler verdiği” tesbiti doğru değildir. (abç) Kendimizi kandırmayalım; böyle bir belirleme belirsizliklerle doludur, soyuttur, elastikidir ve belirli ölçülerde gerçekleri gizlemektedir. Şöyle ki:
    Tecritlerden sonra, Parti isminin ve bazı kişilerin Partiyle olan ilişkilerinin bazı yerlerde söylendiği, Partinin tüzük ve programının daha önce yakalatıldığı doğrudur. Bu anlamda polisin elinde son derece sınırlı ve soyut bilgilerin olması muhtemeldir. (Polis daha önce de bu bilgilerle Partiyi ortaya çıkarmayı denemişti. Fakat bunu başaramamıştı.) Ancak bu, N., Y., ve kısmen de K’nin Partiyi büyük ölçüde deşifre eden ifadelerine gerekçe yapılamaz. Öncelikle N. Arkadaş, Diyarbakır bölgesinde bulunan hemen hemen tüm Parti üyelerinin isimlerini, çalışma alanlarını, görevlerini doğru bir biçimde vermiştir. Yine Partinin Diyarbakır BK’nin işleyişini net bir şekilde anlatmış; üstteğmen olayını, MK’ni, Partinin yayınlarla (içerde ÖY. RW., ÖG., dışarda (......, ......), derneklerle (......, ........, .......), sendikalarla (......., ........, ......, ........, ......., ....... vb.) ilişkisini, bağlantı biçimlerini .................................... Bunun yanı sıra ........ söz etmemiştir. Zaten poli öyle bir ihtimal üzerinde durmamış ve o anlamda bir soru bile yöneltmemiştir. Özellikle Y.’nin “biz büroda toplandık, arkadaşlar beni eleştirdi, ben MK’den ayrıldım” demesine, ....... ................................................. harcamaması, bu arkadaşlarımızın “sınırlı bilgi” vermek için (sınırlı bilgi’nin sınırı nedir? Bu ayrı bir sorun) direndiklerini değil, polisin beceriksizliğini, sorgulamanın ilkelliğini gösteriyor. Yine N. Arkadaş, “daha fazla isim verebilirdi, diger bazı bölgeleri deşifre edebilirdi” deniyor. İfadenin özüne dikkat edilirse, Partinin tüm çalışma alanlarına ilişkin önemli ipuçları verildiği açıkça görülür. (Örneğin, Partinin, ..... denetlemesi, bağlantı biçimleri vb.) Diğer taraftan polisin de, diğer bölgelerdeki Parti örgütlenmesi hakkında daha fazla bilgi elde etme konusunda büyük ölçüde ısrar etmediği kanısındayım. Çünkü N. Arkadaş ifadesinde anlattığı gerçeklerle polisi tatmin etmiş ve salt BK’si sekreteri olduğuna veya hareket hakkında ancak bu kadar bilgiye sahip olabileceğine polisi büyük ölçüde inandırmıştır. Ama bu, yine de olumlu bir tavırdır. Ancak, N.’nin polisteki ifadesinin özünü değiştirmez. Y.’da, N.’nin söylediklerini kabullenmiş, çok sınırlı şeyler eklemiştir. K., Parti üyesi olduğunu söylemekle beraber bazı isimleri saymış ve DHKD’nin çalışmaları hakkında geniş bilgi bremiştir. (Üstteğmen olayı dahil.) 3- Özellikle N. Arkadaşın ifadesi, kendisinden geçen bir kişinin verdiği ifade değildir. Çünkü, ifade son derece somuttur, saçmalama yoktur. Ve N. Arkadaş ifade verirken muhakemesi yerindedir. (Örneğin, UDG konusunda sorumluluğu Genel Sekreter ve A. Arkadaşa yüklemesi bilinçli bir taktiktir. Ve polis bu konuda ikna olmuştur.)
    Belirtilen bu objektif gerçekler karşısında, N. Ve diğer adı geçen arkadaşların polise verdiği bilgileri, “...arkadaşlarımızdan bazıları sınırlı bilgiler verdiler veya polisin elinde bulunan bilgileri kabullenmek zorunda kaldılar.” (abç) biçiminde belirlemek, Parti çıkarlarını hafife alarak sorunu geçiştirmektir. Adı geçen arkadaşlar, polisin istediği bilgilerin ezici çoğunluğunu çok doğru bir biçimde vermişlerdir.. Bunun adı da çözülmedir.
    Şunu tekrar belirtmekte yarar var: “sınırlı bilgi”, polisin vurduğu yerde aldığı kadarıyla kalması yani polisin belli bir halkayı çözmesiyse, bu arkadaşların ifadelerini böyle bir çerçeve içinde değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü polis, üstteğmen olayından girmiş, DHKD’lerden, BK’den, MK’den çıkmıştır. Kaldı ki “sınırlı bilgi” vermek, temelde, hareket için hayati öneme haiz olan, hareketi önemli ölçüde deşifre edebilecek bilgileri ve ipuçlarını vermemek için önemli ölçüde direnmeyi gerektirir. Oysa böyle bir direnme ruhunu, bu arkadaşların ne polisteki ifadelerinde ve ne de mahkemedeki tavırlarında görmek mümkündür. Bu arkadaşlar (n., Y.), polisteki ifadeleriyle hareketin ipliğini pazara çıkarmakla kalmamış, soruşturma sürecinde, yetkili karar organlarına rağmen tahliye girişiminde bulunmuşlar ve son tahlilde de Parti kararını hiçe sayarak savunma yapmaktan çekinmişlerdir. Ve bu tavırlarıyla gerçek niteliklerini bir kez daha açığa vurmuşlardır.
    Gerçek devrimciler, işkencede, hapiste, yargıç karşısında ve savaşta Partiye bağlı, kitlelerle sıkı sıkıya bağlantılı, onlara seslenmek, güç vermek için sorumluluk üstlenmeye hazır, girişken ve direngen insanlardır. Ve ancak bu niteliklere sahip insanlar kahramanlaştırılır. Oysa bizler polisteki ifadeleri doğru tahlil etmeden, bazı insanları haketmedikleri halde kahramanlaştırdık. Bu insanların tahliye girişimlerini önemsemedik. (İki kişinin İran’dan çekilmesi üzerine günlerce tartışırken, bu olaya hiç değinilmemesi ilginçtir!) Ve bugün de kahramanlaştırdığımız insanların mahkemelerdeki tavırlarının hesabını ödemek zorunluluğuyla karşı karşıyayız.
    Diğer taraftan bazı Parti üyeleri (hatta BK. üyeleri) ihanet etmişlerdir. Bazı Parti üyeleri ve sempatizanlar da işkencelerde tam bir teslimiyet tavrı içine girmişlerdir. Bu teslimiyet tavrının ihanete götürüp götürmeyeceği konusunda şimdilik bir şey söylemek sanırım erken olur. (Bu konuda mahkemelerdeki tavır belirleyici olabilir.) (3)
    MK’nin deşifrasyonla ilgili olarak kadrolara sunduğu belirleme ve bilgiler yetersizdir, belirsizdir ve tatminkar değildir. Olaylar yukarıda belirtilen ölçülerde açık, somut ve netken, deşifrasyonun boyutlarını, polise verilen bilgileri, “Bazı yoldaşlarımızın ağır işkenceler sonucunda bazı sınırlı bilgiler vermek durumunda kalmasını veya, çok az sayıda da olsa zayıf ve hain unsurların çıkması...” biçiminde formüle ederek kadrolara sunmak, sorunu hafife almak, soruna hümanistçe yaklaşarak Parti çıkarlarını görmemek veya görmezlikten gelmektir; gerçekleri kadrolardan gizlemek, onlar koyun sürüsü yerine koymaktır. Ve de, düşmanın saldırı ve spekülasyonlarına karşı kadroları silahsız bırakmaktır. Evet, soruna hümanistçe yaklaşılmış, sorun hafife alınmış ve Parti çıkarlarının korunmasına özen gösterilmemiştir. Çünkü, ülkemiz koşullarında, Partinin polisten korunması birincil ve temel bir görevdir. Bu görevin getirdiği zorluklara yiğitçe göğüs geremeyen unsurları temize çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu tavır, Parti üyelerini dolaylı olarak suça teşvik etmektir. (Örneğin, işkence çarklarına düşen bazı partililer de, -“verilen bilgilere ben de bir iki şey eklersem pek bir şey olmaz, ‘sınırlı bilgi’ vermiş olurum ve kendimi böylece teminata alırım”- anlayışını yaratabilir vb.. Ve bazı bölgelerdeki çözülmelerde Diyarbakır olayının etkileri de olmuştur.)
    İhanetler, teslimiyetler ve çözülmeler konusunda kadrolara verilen bilgiler soyut ve yetersizdir. Ve sosyal pratik de bunu doğrulamaktadır. Bugün, Parti üyelerimiz çözülme, teslimiyet ve ihanetlere ilişkin geniş bilgileri bizim dışımızdaki çevrelerden almakta ve bizlere değişik türden sorular yöneltmekteler. Bu, bizleri zor durumda bırakmaktan öteye, kadrolarda yılgınlık, karamsarlık ve güvensizlik yaratmaktadır.
    Polise verilen bilgileri, deşifrasyonun boyutlarını, sorumlularını ve bunlara uygulanacak müeyyideleri, ihanet edenlerin kimliklerini ve Partinin ihanetler karşısındaki tavrını -kadrolar düzeyinde- gerçekçi bir biçimde açıklığa kavuşturmak gerekir. Bu, Partimize güç kazandıracaktır. Bu, Partimizin otoritesini pekiştirecektir. Bu, düşman çevrelerin spekülasyonlarını boşa çıkaracak ve dost olmayan çevrelerin saldırılarına karşı militanlarımızı silahlandıracaktır.

 

Askeri Örgütlenme Meselesi
 
Askeri örgütlenmeye ilişkin öneriler, zamanında dikkate alınmadı, gecikildi. ..... alınan kararlar doğrultusunda ciddi adımlar atılmadı. Görevlendirme doğru yapılmadı. Bütün bunları salt eğitim konusundaki gecikmelere bağlamak mümkün değildir. Eğittiğimiz insanları ne yapacağımız da henüz belli değildir.
    Karşımızda acil çözüm bekleyen can alıcı sorunlardan biri askeri politikanın tesbit edilmesi ve askeri örgütlenmenin yaratılmasıdır.

 

Gençlik Örgütlenmesi
 
Gençliğin örgütlenmesinde net bir politikamız yoktur. Kürdistan gençliğinin içinde bulunduğu koşulları gereği gibi değerlendiremedik. Gençliğin heyecanından ürktük, onu Partimizin saflarına nasıl kanalize edeceğimiz, ondan nasıl yararlanacağımız üzerinde gereken ciddiyetle durmadık. Gençliğin, ulusal kurtuluş mücadelemizdeki yerini ve önemini kavrayamadık. Gençlik örgütlerini dejenere ettik. DHKD’ler ne gençlik örgütleri olabildi, ne de geniş ölçüde emekçi yığınları örgütleyebildi. Sorun, ülkemiz gençliğinin konumunu, sınıfsal ve siyasal yapısını doğru tahlil edip, onun önüne doğru bir perspektif koymaktır. Bu konuda kaybedilecek zamanımız yoktur.

 

Güçbirliği Politikamız ve Dış İlişkiler
 
Partimiz tarihi görevlerle karşı karşıyadır. Hareketimizin ulusal ve uluslararası planda kazandığı saygınlık, güçbirliği poilitikasında da sorumluluğumuzu arttırıyor.
    Geçtiğimiz dönemde güçbirliği konusunda, özellikle de teorik anlamda kararlı bir mücadele verildi. Ancak, pratikte buna uygun adımlar atılamadı. Bu da, örgütlenme alanındaki zaaflarımızdan kaynaklanıyordu. UDG kapsamı dar tutuldu. Bu diğer siyasi grupların UDG karşısında sert tavır almalarına yol açtı. UDG içindeki tavrımız olumluydu kitlelerde tasvip gördi. Ancak yurtsever güçlerin birliği doğrultusunda verdiğimiz kararlı mücadelenin yanı sıra, Apoculara ilişkin tavrımızda belirli ölçülerde hata yapıldığı kanısındayım. Bugün de bu hatada ısrar ediliyor.
    PKK’nın, bizim hareketimizi, diğer bazı yutsever ve devrimci güçleri, geçmişte hain ilan ettikleri, Kürdistan’da ciddi tahribatlar yarattıkları doğrudur. Bugün de, “tüm anti-sömürgecilerle güçbirliğine hazırız” dedikleri de bir başka doğrudur. Elbette Apocular bunu yaparken ciddi bir özeleştiri yapma gereği duymazlar. Bu, onların anarşist yapısından kaynaklanıyor.
    PKK Kürdistan’da var olan bir güçtür. Bugün belirli bunalımlar da geçirse uzun vadede şu ya da bu ölçüde var olacaktır. Bu objektif gerçekler karşısında, PKK’yı terörizmden uzaklaştırmak, tabanına daha etkin bir şekilde seslenerek kazanılabilecek unsurları kazanmak, kazanılmayacak unsurları yurtsever güçlerle dostça ilişkilere zorlamak için doğru ve tutarlı bir mücadele vermek gerekir. Bunun için teorik tavizler elbette verilemez. Ancak PKK’ya ilişkin değerlendirmemizde, kullandığımız sert ve aşağılayıcı üslubu, bu hareketin “iplerinin polisin elinde” olduğu biçimindeki belirlememizi, yeni dönemin koşullarını da dikkate alarak gözden geçirmek ve -hareketin anarşist yapısını gözden uzak tutmamak koşuluyla- ilkeli bir yaklaşımla, onları yurtsever saflarda yer almaya zorlamak için mücadele verilmelidir. Bu, PKK’nın bunalımını derinleştirecek, onu yurtsever saflara çekecektir. Bu, PKK’nın tabanına seslenme olanağı yaratacaktır. Bu anlamda, PKK’yı kendi tabanında teşhir etmek kolaylaşacaktır. Uzun vadeli, kalıcı güçbirlikleri konusunda elbette Apoculardan özeleştiri istenmelidir. Ancak, lokal eylemlerde, kitle örgütlerinde -asgari ilkelerde bir araya gelinebiliyorsa- özeleştiri yapmaları gerektiği tavrıyla hareket etmenin doğru olmayacağı kanısındayım. Bu, anılan hareketin teşhirini zorlaştırmaktan, onu düşman saflara itmekten başka bir işe yaramaz. Bu, PKK saflarında bulunan yurtsever insanlarla ilişkiler gerliştirmeyi güçleştirir. Ve bu, onları anti-faşist saflara çekmeyi zorlaştırır.
    Kısa sürede uzun vadeli, kalıcı siyasi güçbirliklerinin oluşması pek olanaklı değildir. Kürdistan’daki yurtsever güçlere karşı ideolojik mücadele, politik dostluk temelinde esnek bir politika izlenmelidir. “Vur deyince, tabanın öldürmeye kalkışması” karşısında duyarlı olunmalıdır. Ayrıca yurtsever demokrat kesimlerin kazanılması için ciddi çabalar gösterilmeli ve onların desteği mutlaka kazanılmalıdır. Çünkü, bu kesimlerin, ulusal demokratik güçlerin birliğinde önemli katkıları, etkileri olacaktır. Güçbirliği ve cephe çalışmalarında Türkiye Kürdistan’ındaki yurtsever güçlerin birliğine öncelik verilmelidir.
    Kürdistan’ın parçalarında, Türkiye, Ortadoğu ve uluslararası planda hareketimiz geniş bir perspektife sahip olmalıdır. Dış ilişkiler programsızılıktan kurtarılmalı, programlı ve sistemli bir çalışmanın esasları tesbit edilmelidir.
    Özellikle Kürdistan’ın diğer parçalarında bulunan ilerici, yurtsever ve demokrat örgütlerle, partilerle daha canlı, kalıcı ilişkiler geliştirilmelidir. Geçen dönemde u konuya gereken önem verilmedi. Son dönemdeki ilişkiler olumlu, ancak yeterli değil. Bu anlamda geniş bir perspektiften hareket edilmeli, bize yakın olan örgüt ve partilerle olan diyaloğu geliştirmeli; diğer bazı örgütlerle (Ör. Yekiti, IKDP, vb.) mesafeli olmak koşuluyla belli ilişkiler kurulmalıdır. Kürdistanlı örgütlerin iç sürtüşmelerine, kendi aralarındaki mücadeleye, yurtsever güçlerin birliği anlayışıyla yaklaşılmalıdır.
    Türkiye’li örgütlere, Partilere ilişkin politikamız doğrudur, aynen sürdürülmelidir. Ortadoğu’da FKÖ, Arap KP’leri ve ilerici güçleri, İran’daki ilerici örgütlerle olan ilişkilerimiz yetersizdir; var olan ilişkiler geliştirilmeli; yeni ilişkilerin kurulması ve güçlendirilmesi için ciddi bir çalışma yapılmalıdır. Ayrıca dış dünyayla olan ilişkilerimiz somut talepler doğrultusunda geliştirilmeli, netleştirilmelidir.

 

Tüzük ile İlgili Eleştiri ve Öneri
 
    1- Parti tüzüğünün 19. maddesinde, Parti üyeliğine alınacak kişilerde aranacak niteliklere aynen katılıyorum. Ancak, aşağıdaki fıkranın anılan maddeye eklenmesini gerekli ve zorunlu görüyorum:
    - Parti organlarından birinde zorunlu çalışmayı kabul etmek. (ifade biçim olarak değiştirilebilir.)
    Partiye alınacak kişilerin, tüzük ve program okuyup manastıra çekilmelerini engellemek; örgütlü, kollektif çalışmaya gelmeyip laf ebeliği yapanları, Parti üyeliğini, Partiye belli bir miktar para yardımı yapmakla yerine getirenleri tüzüğün bu hükmüne dayanarak Parti üyeliğine alınmasını engellemek için söz konusu fıkranın anılan maddeye eklenmesi zorunluluğuna inanıyorum. Aksi taktirde, bu tip insanların Parti bünyesine alınıp alınmaması değişik yorumlara bırakılacaktır.
    2- Parti tüzüğünün 27. maddesinin yeniden tartışılarak düzenlenmesi gerekir. 24. maddede anılan maddeye atıf yapılması, söz konusu maddenin 23. maddeyle ilintisi de bu gerekliliği pekiştiriyor.
    a) 27. madde de “üyeden ayrıca MK, veya BK kararıyla sözlü veya yazılı özeleştiri istenebilir.” Hangi suçlar için? Bu konuda asgari bir çerçevenin belirlenmesi gerekir.
    b) Aynı maddede “Partinin sırlarını dışarı verme halinde uygulanacak ceza yalnız ihraçtır.” Parti sırlarını dışarı vermenin değişik biçimleri var. Birincisi, burjuvazinin baskı ve işkencelerine dayanamayıp(!) Parti sırlarını verenler; ikincisi, hareketin dışına düşen, dökülen, hareketin disiplinine ayak uyduramayıp dışlananlar var. Söz konusu ihraç cezası bunlardan hangisi için konulmuştur? Bu hüküm, şu veya bu biçimde Partiden ayrılan ya da Partiden çıkarılanların sağda solda Parti sırlarını ifşa ederek, partiye zarar vermelerine karşı konulmuşsa, hiç bir anlam ifade etmiyor. Çünkü, zaten söz konusu cezanın koşulları, kişi Partiden ayrıldığında ya da çıkarıldığında yerine gelmiştir. Anılan maddenin bu hükmü, deşifrasyonlara seyirci kalmayı resmen meşrulaştırmaktadır. Bunun acı deneylerinden gerekli dersleri çıkarmalıyız artık. Böyle kişiler, devrimci sorumluluğa sahip olmayan, Kürdistan halkımızın kurtuluş mücadelesine karşı sorumluluklarının ölçülerini tanımayan ve son tahlilde ihanete kadar gidebilecek olan alçaklardır. Bunlar, -bir kez uyarıldıktan sonra, kesinlikle yok edilmelidir.
    c) Maddenin son bendinde açıklığa kavuşturulması gereklidir.

 

Sonuç ve Öneriler
 
Eleştirilerime başlarken belirttiğim gibi, karşımızda bulunan güçlüklerin üstesinden gelmek, kulislerde konuşmayı, sorunları dedikodu düzeyinde ‘tartışmayı’ aşmak, Parti birliği ilkelerine ve Parti disiplinine ortadoksça bağlı kalarak hataların, eksikliklerin, zaafların ve oportünizmin (pratik örgütsel çalışma alanında) üzerine ödünsüzce gitmeyi gerektiriyor. Bunun için, arkadaşların, açıkyüreklice konuşmamı, sorunların temeline parmak basmamı hoş karşılayacakları ve beni, “hır-gür” çıkarmakla, “sinir krizleri geçirmekle” suçlamayacaklarını umarım.
    Ayrıca bu sorunları yeni keşfetmediğimi ve kendimi de tümüyle temize çıkarmak niyetinde olmadığımı da belirtmek isterim. Bir MK üyesi olarak, Partimizin, karşı karşıya bulunduğu sorunların üstesinden zamanında gelinememesinde hiç kuşkusuz şu ya da bu ölçüde benim de sorumluluğum vardır. Fakat şu gerçeği belirteyim ki, MK’nin yapısı, MK üyelerinin profesyonel çalışması (metropolde kalması zorunlu olanların dışında kalanların Kürdistan’a kaydırılması), askeri örgütlenme, kadrolara yönelik yayın, yayın dağıtımının örgütlenmesi, Parti örgütünün sıkılaştırılması ve gevşekliğe karşı mücadele, tecrit edilenlere ilişkin tavır (tecrit öncesinde ve sonrasında), deşifrasyonlara seyirci kalınmaması, işçi sınıfı ve köylülük arasında çalışmanın önemi, bilgilerin merkezileştirilmesi, gizlilik, pratik örgütsel çalışmada oportünüzme karşı mücadele edilmesi, Diyarbakır BK’ne ve Diyarbakır’daki gelişmelere, olaylara ilişkin öneri ve eleştirilerim oldu. Ancak, eleştiri ve önerilerim ya tasvip bulmadı ya da geçiştirildi (..... öncesinde ve sonrasında). Diyarbakır BK’den istifa isteğim hiç bir gerekçe gösterilmeden reddedildi.
    Bu objektif gerçekler karşısında her şeyden önce şunu belirteyim ki, karamsar değilim. Fakat fazla iyimser de değilim. İçinde bulunduğumuz dönemin ağır koşuları, bu sorunların üstesinden gelmeyi daha da zorlaştırmaktadır. Ancak, belirtilen engelleri aşmak, Partimizi onarmak, çelik disiplini yaratmak ve güçlendirmek olanaksız değildir. Tersine bunun objektif koşulları vardır; yeter ki, partimizi bu duruma getiren objektif ve subjektif koşullar doğru tesbit edilebilsin, hareketimizi bu noktaya getiren yapı ve Partiyi kemiren oportünist anlayış açıklığa kavuşturulsun. Ve kadrolar hatalarımızın temelinde eğitilip yönlendirilsin.. Bu inançla:
    1- Sorun ciddidir. Partinin onarılması, Leninist Parti disiplinin yaratılması ve güçlendirilmesi, Parti saflarının arındırılması, kadrolar arasında bulunan güvensizliğin aşılması, Partimizi bu noktaya getiren pratik örgütsel çalışma anlayışının doğru tesbit edilebilmesi, yeni dönemde kalıcı ve ileri adımların atılması için zorunludur. Bu da, ancak bir olağanüstü Kongre veye konferansla mümkündür. Bunun için MK’nin en kısa zamanda toplanmasını ve söz konusu önerimi görüşmesini öneriyorum.
    2- Tüzük, güçbirliğine ilişkin görüşlerimi belirttim. Diğer temel konulara ilişkin önerilerimi, birinci maddede belirttiğim önerim gündeme alındığında sunacağım. Temel konulara ilişkin eleştirilerimin bazı yönleri tartışmalar sonucunda daha da netleşecektir.
    3- Kürdistan’da en kısa zamanda geçici bir yürütme komitesinin oluşturulmasına ilişkin önerilere katılıyorum. Bu konuda vakit kaybedilmemelidir. Ayrıca vakit kaybedilmeden Parti yayın organı çıkarılmalıdır.
    4- Faşizmin zindanlarında tutuklu bulunan Parti üyelerine Partiyle ilişkisi tesbit edilenler- mutlaka savunma yaptırılmalıdır.
    5- Kadrolara, Partinin korunması, Parti iradesinin yüksekte tutulması, Parti sırlarının kesinlikle verilmemesi (işkencelerde Parti sırlarını vermektense onurlu ölümün tercih edilmesinin vurgulanması), yeni dönem çalışmalarında dikkat edilmesi ve titizlikle uyulması gereken bazı prensiplerin (gizlilik, harcamalar, disiplin, yayın dağıtımı vb.) belirtilmesi ve siyasal polise karşı mücadelede kullanılacak yöntemleri içeren bir genelgenin iletilmesi. Ayrıca bu genelgede, polise verilen bilgilerin, işkence ve mahkemelerdeki tavırların (yeterli bilgiler elde ediliği kapsamlı bir değerlendirme yapıldıktan sonra) somut bir biçimde kadrolar nezdinde açıklığa kavuşturlacağının vurgulanması....
 
--------------------------------------

    DİPNOT

   (1) Bu dönemde MK’ne girdim.
   (2) –MK’nin ........................ neden eleştiri hakkımı saklı tutmadığım haklı olarak sorulacaktır. Doğrudur. ........ eleştiri hakkımı saklı tutmak için herhangi bir ibarenin konulmasını istememiştim. Nedenine gelince: Birincisi, .... Genel Sekreterlik tarafından hazırlanmıştı. MK’nin rapor üzerindeki tartışmalarında bazı olumsuzluklar oldu. (Ör. MK’nin iki üyesinin -biri bendim- Diyarbakır hakkında verdiği bilgiler birbirine tam tersti ve birinin yalan, birinin doğru söylediği açıktı. Buna rağmen, Genel Sekreterin sert tartışmalara müdahalesinden öteye bir şey yapılmadı. Her zamanki sessizlik devam etti. Ve olay araştırılmadı. Aynı olay üzerinde ısrarla durmama, BK’den ayrılma önerisinde bulunmama rağmen olayın üzerine gidilmedi. Ve BK’deki görevime devamım istendi.) Ve o atmosfer içinde rapor tartışmalarına gereği gibi katılamadım. Zaten .... görüşmeler o gece bitti ve ben hemen Diyarbakır’a döndüm (grev, vb. işler nedeniyle). ....................... önerileri, ....... güvenliği açısından kabul edilmedi. ................... ....... ciddi bir eleştiri gelmedi. Ve zaten ........... ciddi bir tartışma da olmadı. Ancak, ......... bazı oportünist unsurların .......... için net bir var aldım. Ve bu konuda, o günün koşullarında ileri bir adım atıldı.
    Bu somut koşullara rağmen, ............. eleştiri hakkımı saklı tutmamam ve bunu ........ savunarak Partiyi kemiren oportünist bürokratik anlayışı teşhir etmemem bir hataydı. Bir saatlık bir düşünme fırsatı bulamadığım (grev ve diğer sorunlar) o günkü koşullara rağmen bu hatayı kabul ediyorum. Ve bundan gerekli dersi de çıkarıyorum.
   (3) – Diğer bölgelerdeki davalar hakkında henüz somut bir bilgi sahibi olamadığım için, değerlendirme yapma durumunda değilim.
 
    5.7.1981
    Saleh
    [imza]
 
    EKİ :
    Son döneme ilişkin çalışmalar ve gelişmelerin özeti.
 
---------------------    

Bu yazı “Zorunlu Bir Açıklama Ekim 1982” başlıklı bir broşürden (basım yeri belirtilmemiş) alınmıştır ss. 1-25.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ