Zorunlu Bir Açıklama | TKSP MK'sine | Bazı Olumsuzluklar

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
 
”’Devrimcilerin en büyük öğrtemenleri, en iyi öğretmenleri beklenmedik belalardır.’ Ancak ’beklenmedik belalar’ın gün ışığına çıkardığı sorunların değişik yönleri ve aralarındaki bağıntılar görülebilir, izlenen yöntem ve politikanın kendi deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılabilir ve radikal müdahalelerde bulunulabilirse anılan belalardan, onların öğreticiliğinden gereği gibi yararlanılabilir.” (abç.)
    Kürdistan ve Türkiye devrimci demokratik güçlerinin faşizm belası karşısında yenilgiye uğradığı tartışma götürmez bir gerçektir. Yine, halklarımızın ensesinde boza pişiren generallerin-emperyalist gerici tekellerin desteğinde- faşist diktatörlüğü kurumlaştırma doğrultusundaki yoğun çabalarına karşın siyasal organizasyonların bu yenilginin objektif ve subjektif nedenlerini yüreklice irdelemeye yanaşmadıkları da bir başka gerçektir. Ve de kaybedilen süreç bakımından üzücüdür.
    Kürdistan’lı ve Türkiye’li devrimci siyasal örgütlenmeler Marxizm-Leninizme, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin zengin deneyimlerine, kendi tabanlarına, işçi sınıfı ve emekiçi halk yığınlarına karşı olan sorumlulukları gereği faşizm illetinin gün ışığına çıkradığı sorunların dayattığı sorunları açık yüreklilikle yanıtlamak ve geçmiş dönemin acı deneylerinden gerekli dersleri çıkarmak zorundadır. Kürdistan ve Türkiye devriminin önünde bulunan engellerin bir bir aşılması, devrimci siyasal örgütlerin var olan sorunlarını çözümleyebilmesi, kalıcı güç ve eylem birliklerinin sağlanabilmesi de bir bakıma buna bağlıdır. Diğer bir deyişle, devrimci siyasal güçlerin faşizm güçleri karşısında ileri mevziler kazanabilmesi, iktidara kalıcı adımlarla yürüyebilmesi, temel teorik tesbitlerin, örgütsel yapı ve işleyişlerini geçmiş dönemin deneyimleri ışığında değerlendirmelerine; uğranılan yenilginin temel nedenlerini bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturmalarına ve hatalarının temelinde kendilerini, tabanlarını ve sonra da geniş emekçi yığınları eğitmelerine ve de yönlendirmelerine bağlıdır. Aksi halde, “alçak iniş”lerle, geçmişe sünger çekmeye çalışmakla, “benim dediğim dediktir” diyerek gazel okumakla, yaşanan koşulların yarattığı güçlüklerden yararlanarak adam yemeye çalışmakla ve de açık tartışmaya kilit vurmakla arpa boyu mesafe alınamaz. Ve de bu amaçla yapılan “toplantılar”, “konferanslar”, “kongreler” yaşanan sorunlara gerçekçi çözümler getiremez.
    Diğer taraftan, azgın gerici terörün toplumun her kesitinde kendini hissettirdiği, yığınları, ilerici devrimci siyasal örgütleri olumsuz yönde etkilediği bir dönemi yaşadığımız gerçektir. Ancak, yaşanan sorunlar bu dönemin ürünü değil, geçmişin objektif ve subjektif koşullarının bünyesinde geliştridiği sorunlardır. Faşizm, sadece bu sorunları daha bir gün ışığına çıkarmış ve ağırlaştırmıştır.
    Bu nedenle, Kürdistan’lı ve Türkiye’li devrimci siyasal örgütlerdeki bölünmeleri, şu ya da bu ölçülerdeki bunalımları, farklı sorunları salt bu dönemin özgül koşullarıyla izah etmek mümkün değildir. Çünkü, Kürdistan ve Türkiye toplumları da sınıflı toplumlardan oluşuyor. Ve farklı sınıf ve katmanlar mevcut siyasal örgütlenmelere de yansımıştır. Ayrıca bu yansımalar, faşizm karşısında topyekün uğranılan yenilgi, bu yenilginin sergilediği sonuçlara farklı yaklaşım anlayışlarını da yapısında geliştirmek durumundadır. Bu diyalektik bir olgudur. Dolayısıyla, yenilgi nedenlerinin tesbiti, onlardan gerekli derslerin çıkarılması ve somut koşullara uygun mücadele perspektiflerinin geliştirilmesi bakımından bu anlayışların çatışması da kaçınılmazdır.
    Gerek tek tek siyasal örgütler, gerekse Kürdistan ve Türkiye devriminin geleceği açısından meseleye bakıldığında, var olan sorunların ve engellerin aşılması elbette mümkündür. Fakat bu sanıldığı kadar da kolay olmayacaktır. Zira, yenilgiye ve geçirilen zaman birimine rağmen devrimci güçler, geçmişin acı deneylerinden yararlanma doğrultusunda ciddi adımlar atamamıştır ya da atmak istemiyor. Devrimci siyasal örgütlerdeki kaynaşmalar da bir yönüyle bunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde saflar netleştikçe, bu mücadele sertleşecektir. İç mücadeleler sertleştikçe, bu statükoyu korumak isteyenler, suyun başını tutanlar daha bir hırçınlaşacaktır. Fakat hırçınlıklar, faşizmin yarattığı zor koşulların silah olarak kullanılması, değişik türden Bizans oyunları sırıtan gerçekleri uzun vadede örtbas edemiyecektir. Ve de yaşanılan sürecin öğreticiliğinden, eğiticiliğinden yararlanarak kalıcı adımlarıla iktidara yürüme yolunda en zor koşullara, mücadelenin acımasızlığına, her türlü tertip ve komplolara karşı sağa ‘sol’a sampadan direnebilen, cesur, fedakar ve tarihsel sürecin dayattığı görevleri ödünsüzce yerine getirmekte kararlı Leninist kadroları tüketemeyecektir. Tam tersine, belirli bir süreçte, statükocuları, suyun başını tutan oportünist ögeleri ve onların anlayışlarını mahkum edecektir.
    Bu genel çerçeve içinde, kendi gerçeğimizi açık yüreklilikle değerlendirmek, bizi, bu noktaya getiren oportünist örgütsel çalışma anlayışını tesbit etmek geçmişin acı deneylerinden gerekli dersleri çıkararak bürokratik anlayışı mahkum etmek ve ülkemiz şartlarında yeni dönem koşullarına uygun mücadele yöntemlerini geliştirmek tarihsel bir görevdir. İşte TKSP Merkez Komitesi üyesi olarak, Marxizme-Leninizme, halkımızın kurtuluşuna, Partimizin ideolojik hattına olan inancımla ve TKSP tabanında bulunan Leninist kadrolardan aldığım güçle, gerçek özgürlük savaşçılarının özlemlerini ve yaşadığımz tarihsel gerçeklerin dayattığı görevleri yerine getirmek istediğim için hayali suçlamalarla, Bizans oyunlarıyla, komplolarla yargılanmak ve mahkum edilmek isteniyorum. Oportünist bürokrat ögeler yalnız bununla da kalmıyor, sınırlı da olsa belirli bir denetimden kurtulmanın verdiği rahatlık içinde ve yaşanan zorlu koşullardan yararlanarak devrimci eleştiri hakkını kullanmak istyenleri de bir bir tepeliyor. Ve de hareketin mali ve diğer olanaklarını, Parti kanallarını tek taraflı ve silah olarak kullanıp, mücadelenin değişik alanlarında bulunan kadrolara bütün bu yaptıklarını onaylatmaya çalışıyorlar. Partiyi kendilerine göre dikensiz gül bahçesi haline getirmek- ileri ögeler onlar için birer dikendir- için Parti çıkarlarını ayaklar altına alıyor ve Partimizi “mevlana dergahına” dönüştürmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.
    Yaşanan bu gerçekler karşısında, TKSP Merkez Organı Editörlüğüne yaptığım 10 Ağustos 1982 tarihli yazılı başvuruda kısaca belirttiğim gibi, Parti üst yönetiminin oldukça sağa kaydığı, olayların tabana çarpıtılarak iletildiği, sağ tertiplerin pervasızca sürdürüldüğü, gelişmeleri gerçek boyutlarıyla kavrayabilen Parti üyelerinin “ajanlar”la takip ettirildiği, Partinin tüm olanaklarının ileri ögelere karşı silah olarak kullnaıldığı günümüzde Parti yaşamımızın geçmişini, bugününü ve geleceğini kadrolarla, üyelerle, işçi sınıfı ve mekçi yığınlar önünde eylem birliği temelinde açıkça tartışmaktan başka çıkar bir yol kalmamıştır. (1)
    Ancak bu yazının amacı ve kapsamı, TKSP gerçeğini tartışmamıza el vermiyor. Burada, sadece ekteki belgelere yansımayan Temmuz-1982 MK toplantısından bazı -ama sadece bazı- notları bilgilerinize sunarak, MK çoğunluğunun özellikle “ideolojik ayrılık”, “solculuk”, “askeri örgütlenmenin fetişleştirilmesi”, “kariyerizm” “karamsarlık” vb. iddia ve suçlamaları üzerinde durmak istiyorum.
    - İdeolojik ayrılık iddiaları: “Saleh’ın Parti ideolojisiyle çelişkisi var...”, “Saleh’ın eleştirisi Partimizin ideolojik hattına yöneliktir.”, “Kürdistan’ın üretim biçiminin kapitalist veya yarı-feodal olduğunu A., B. sürekli soruyordu, bu, Saleh’den dolayısıyla HA.’den kaynaklanıyordu.”, “Saleh’ın, Apocular ve güçbirliği konularında farklı görüşleri var..” “Parti hattımızı, arkadaş net bir biçimde savunmuyor..”, “A., Özgürlük Yolu dergicilik yapmıştır diyordu, bu Saleh’ın eleştirilerinin uç vermesiydi...(2)” (3).
    Şu herzeleri okuyunca, insanın “haydi cenaze namazına” diyesi geliyor. İdeolojik hattımıza ilişkin görüşlerim açık ve nettir. 5.7.1981 tarihli eleştirimde, bu konuya ilişkin şöyle diyordum: “12 Mart sonrasında ülkemizde büyük bir siyasi boşluk vardı, Hareketimiz ideolojik anlamda önemli ölçüde bu boşluğu doldurdu. Daha başlangıç döneminde teorik tesbitlerimizin doğruluğu, Kürdistan’da (Türkiye Kürdistanı) devrimci ve yurtsever kesimlerin geniş sempatisini kazanmış ve dışımızdaki siyasal kümelenmeleri, örgütlenmeleri belli ölçülerde köşeye sıkıştırmıştı. Teorik tesbitleimiz Kürt solu içerisindeki siyasi gruplar içinde, uluslararası planda hareketimize belli bir saygınlık kazandırmıştır. Ayrıca teorik (Ö. Y.) ve kitle (R.W., Ö.G.) yayın organlarımız dar da olsa emekçi yığınlar arasında, hareketimize önemli bir saygınlık, saflarımıza yığınlarca insan kazandırdı. Ve Parti literatürünün yaratılmasında önemli bir görevi yerine getirdi.” (Age., s. 2,3)
    Yine bazı eksikliklerin altını çizmek, yanlışlıklara parmak basmak sizlere göre ideolojik ayrılık ise, bu, tartışmaya kilit vurma, Leninist Parti normlarından uzaklaşma mantığınızın bir göstergesidir. Ayrıca bu konularda görüşlerimi de açıkça belirtmişimdir. Dolayısıyla, görüşlerimi çarpıtamazsınız. Örneğin, PKK hareketiyle ilgili olarak yanlış bir tesbit yapıldığını söylüyorum ve görüşlerimi kısa ve özlü bir biçimde belirtiyorum. (A.g.e, s. 4, 20, 21) Bu konuda, bugüne dek mevcut karara uyarak görüşlerimi saklı tutmuş ve kitleler içinde amansızca PKK’ya karşı da mücadele etmişimdir, temel bir ideolojik ayrılık olmadığı için. Kaldı ki, PKK’da son zamanlarda görülen nisbi olumlu gelişmeler de, bu çıkmazınızı derinleştiriyor. İki yıldan bu yana, sizden görüş bekleyen tabana doyurucu bir şey verememeniz de bunun açık göstergesidir.
    Yine aynı eleştirimde, “... bazı konularda, örneğin, Devlet ve Devrim, Sağ ve Sol Sapmalar, Parti Meselesi, Kürdistan’ın Ekonomik ve Sosyal Yapısı (egemen üretim biçimi tartışmalarına yanıt verebilecek düzeyde), Faşizm ve Anti-faşist Mücadele, Leninist Parti Mücadelesi, Kürdistan Koşullarında Legal ve İllegal Çalışma, Ajitasyon, Propagande vb. teorik tahliller yapmadık. Bunda kadro sorununun belli bir payı olmakla bilikte, yazı kurulunun kollektif işbölümünü başaramamasının etkisi belirleyici oldu.” (A.g.e. s. 3,4) diyordum. Evet bu konularda ciddi teorik tahliller yapamdığımız bir gerçektir. Bu konularda geçmişte önerilerimin olduğu da hatırlardadır. Örneğin, Devlet konusunda yaptığım bir araştırmayı MK’ne ben sunmuşturm. Ve MK, bir komisyon tarafından incelenerek yayınlanmasına karar vermişti. Fakat şimidi söz konusu yazı da piyasada yok. Ayrıca Kürdistan’ın ekonomik ve sosyal yapısının tahliline ilişkin önerilerimin de olduğu hatırlardadır. Bunlar önemli birer eksiklik değilse, kirişi kırmak isteyenlerin, bunalım geçiren insanların görüşlerini hiç bir organda tartışmadan Kürdistan’ın üretim biçimine ilişkin kitaplar yazmalarını neyle izah edebilirsiniz? Eğer Kürdistan’da egemen üretim biçimi tartışmalarına yanıt verebilecek düzeyde bir araştırma ve değerlendirme yapsaydık, kirişi kırmak isteyenlerin yazdığı kitaplar saflarımızda bulunan insanların -en azınan bir kısmının- kafasında soru işareti yaratabilir miydi? Değilse, eksikliklerin örtbas edilmesi, zaafların kapatılması için “öküzün altında buzağı aramak”la bir yerlere varacağınızı mı sanıyorsunuz? Hayır, dedikodularla, çarpıtmalarla Leninist örgütsel çalışma anlayışının savunucularına yeni bir ideoloji yaratmak kimsenin haddine düşmemiştir. Bu nedenle, yukarıya aldığım iddia ve suçlamalarınızı belgelere, tanıklara, maddi olgulara dayandırmak zorundasınız.
    - “Solculuk” ve “askeri örgütlenmenin fetişleştirilmesi” iddiaları: “Saleh arkadaş pratik mücadelenin, silahlı mücadele yönüne ağırlık veriyor....”, “B..., ve A...’da arkadaşlarla ciddi olarak konuşulmadığı için gereksiz silah kullanılıyordu.”, “Silahlı mücadele eğilimi giderek Saleh arkadaşta güçleniyordu.”, “Oportünizm suçlamasına yönelmede silahlı mücadele eğilimi ağır basıyor...”, “....’de F., A., sert eleştiriler getirdiler, fakat üzerine gitmeye gerek görmedik.” , “Saleh’in silaha karşı zaafı var.”, “M. ve İ. İle ilgili önerilerini sık sık gündeme getiriyordu.”, “Arkadaşın eleştirilerinde hiç bir yerde maceracılığa karşı tavır yok...”, “arkadaş sık sık silah kullanmaktan söz ediyor.”, “Parti içinde ‘sol’ sapma vardır. Bu araştırılmalıdır.” vb. (4)
    Evet, yine bir dizi iddia!.. Burada, bu iddiaları tek tek ele almaya gerek yok. Bu ünlü sözlerin sahipleri, bu suçlamalarını maddi olgulara dayandırırlarsa onlarla her platformda tartışmaya hazırız. Ancak, bazı gerçeklerin çarpıtılarak beni ve ileri ögeleri vurmak için gerekçe yapılmasına olanak yoktur. Örneğin, hareketten ayrılıp, hareketin sırlarını dışarı veren bazı kişilerin temizlenmesi konusunda önerilermin olduğu doğrudur. Ayrıca bu hususta alınan kararlara uyduğum da bir gerçektir. Bugün de aynı görüşümü koruyorum. Yine askeri polika ve askeri örgütlenme konusunda önerilerimin olduğu doğrudur. Ve bu konuda endişelerim de vardır. Çünkü, ikibuçuk yıl önce askeri örgütlenme konusunda karar almamıza ve acil olarak bu görevin üstesinden gelinmesi gerektiğini tesbit etmemize rağmen halen askeri örgütlenmeyi yaratamamış ve askeri politikayı, bu politikanın hedeflerini netleştirememişizdir. Askeri politika ve askeri örgütlenme meselesini bu yazıda tartışma olanağının olmadığı açık. Ancak bu sorunu da önümüzdeki dönemde tartışacağız. Şu kadarını belirteyim ki, temizlenmesi gerekli kişilere ilişkin önerilerimden, askeri örgütlenme ve askeri politika konusunda yaşadığımız gerçeklere parmak basmamdan “askeri örgütlenmeyi fetişleştirdiğim”, “solculuk” yaptığım sonucuna varmak isteyenler, biraz daha ciddi gerekçelerle görüşlerini kitleler önünde açıklığa kavuşturmalıdır; aksi halde, yayınlarda kullandıkları ajitatif yazılar ve güzel sözlerle tabanı ve kitleleri avutmaya çalıştıklarını kabullenmelidirler.
    Diğer taraftan, “B..., ve A...’da arkadaşlarala ciddi olarak konuşulmadığı için gereksiz silah kullanılıyordu.” Bu sözler, geçmişte oportünist ögeler tarafından ısıtılıp ısıtılıp piyasaya sürülüyordu. Sözü edilen bölgelerde hangi olaylarda gereksiz silah kullanıldı? Buna neden müdahale edilmedi? Neden gündeme getirilip tartışılmadı? Yine ikibuçuk yıl önce, katıldığı platformda devrimci eleştiri hakkını kullanan bazı kişilerin eleştirileri altında benim parmağımın aranması, “Parti içinde sol sapmanın” araştırılmak isteği ve piyasaya sürülen muhalefet iddia ve dedikodularının dayanakları nelerdir?
    - “kariyerizm”, “karamsarlık” iddiaları: “AK ile ilgili eleştirde getirilen öneriler ve Komitede görev alma isteği kariyerizmdir.”, “arkadaş, fazla lanse olduğu için büyüklük kompleksine kapılmıştır..”, “Arkadaş, Avrupa’ya geldiğinde felaket tablosu çiziyordu...”, “Karamsarlık saçıyor, kadroların moralini bozuyordu...” vb. (5) Aralık-1981 tarihli eleştirimde, AK’yi, çalışma anlayışını acımasızca eleştirdiğim ve AK’nin görevden alınmasını önerdiğim doğrudur. Yine, geçici olmak koşuluyla görev almak talebinde bulunduğum da gerçektir. Fakat üzücü olan, daha alt organda ve de hareketin çıkarlarını düşünerek bir görev talebinden bulunmamın bu denli çarpıtılmaya çalışılmasıdır. Evet, bir kez daha s. 45, 46, 47, 48 (9). sayfalarındaki ilgili bölümlerin altını çiziyor ve AK’ne ilişkin eleştirimin bütünlüğü içinde kadroların, üyelerin ve kitlenin değerlendirmesine sunuyorum. İşçi sınıfı bilimi adına, sosyalizm adına çarpıtılmaların bu denlisine pes doğrusu!..
    Yine, gerçekleri söylemek, hataların üzerine cesurca gitmek, abartmacılığa ve yalanlara kaşrı çıkmak, “felaket tablosu çizmek”, “karamsar” olmak ve kadroların moralini bozmak ise, yukardaki iddialar doğrudur. Değilse, bu iddialarınızın dayanakları nelerdir? Ve bir kez daha soruyorum, devrimci moralden ne anlıyorsunuz? Sizlere göre karamsarlık nedir?
    Bu ve benzeri yüzlerce soyut ve temelsiz suçlamalardan sonra, “Saleh arkadaş sorunları idealize ediyor.”, “Ustalardan yaptığı alıntılarla bir yerlere varmak istiyor...”, “Tavan ve taban olarak sosyalist özelliğimiz, oportünist unsurları barındırmaz.”(6) diyorsanız, böbürlenmelerle gerçek özgürlük savaşçılarını avutamazsınız. Varılan nokta, bir dönüm noktasıdır. Ya oportünist bürokratik örgütsel çalışma anlayışı mahkum edilecek ve Parti safları oportünist bürokratik ögelerden arınacak, ya da suyun başını tutanlar Partimizi daha da sağa çekerek, O’na iktidar öncesinde, Macaristan, Çekoslovakya ve Polonya partilerinin yaşadığı acı deneylere benzer olaylar yaşatacaktır. Dolayısıyla, ülkemizin özgül koşulları göz önünde bulundurulursa, Partimizde sağ yönetim egemen olduğu sürece, O’nun iktidara kalıcı adımlarla ilerlemesi mümkü olmayacaktır.
    Bu nedenle, geldiğimiz yol ayrımında ya oportünist bürokrat ögelerin tertip ve komplolarına evet diyeceğiz ve Partimizi onlara teslim edeceğiz; ya da eylem birliği temelinde açık tartışma, eleştiri-öz eleştiri ilkesinin kurallarına uygun olarak:
    -İdeolojik hattımızı koruyarak, bu plandaki yanlış ve eksikliklerimzi aşmak için gerekli görüş ve önerilerimizi geliştirip, somutlaştıralım;
    - Partimizi bu noktaya getiren, Parti birliğini zedeleyen oportünist bürokratik örgütsel çalışma anlayışını ve bu anlayışın ürünü olan tertip ve komploları sergileyerek, Parti birliğinin ve Leninist disiplinin yaratılması için en ağır koşullara gögüs gererek her türlü fedakarlığa katlanalım;
    - Hatalarımızı cesurca sergileyelim, hatalarımızın temelinde kendimizi, işçi sınıfı ve emekçi yığınları eğitmek ve örgütlemek için elimizden geleni yapalım, yeni dönemin koşullarına uygun mücadele biçimlerini geliştirmek için çabalarımızı birleştirelim;
    - Çağımız gerçeklerini ve ileri savaş tekniğini göz önünde bulundurarak, ülkemiz gerçeklerine uygun bir askeri politika ve örgütlenmenin yaratılması için görüş ve önerilerimizi sistemleştirelim; birincisine, yani Partinin sağ ögelere teslim edilmesine hayır diyen gerçek Leninist kadrolar için bu ikinci yolda mücadele etmekten başka çıkar yol yoktur. Bu, Parti içi mücadelenin dayattığı bir gerçektir.
 
------------------------------
    (1) Zira, tüm yapıcı öneriler tepilmiştir. Son olarak Merkez Organında tartışma önerime de -aradan bir aydan fazla süre geçmesine rağmen- hiç bir cevap verilmemiştir. Diğer taraftan, sinsi ve makyavelist yöntemlerle, gerçekler ters yüz edilerek, ünlü kararın üyelere benimsetilmesi için eldeki tüm olanaklar seferber edilmiş durumda...
    (2) A., bir sempatizandır. Böyle deyip demediği henüz meçhuldür.
    (3) Temmuz-1982 toplantı notlarından.
    (4)     ''          ''       ''             ''
    (5)     ''          ''       ''             ''
    (6)     ''          ''       ''             ''
 
    K. Saleh
    25 Eylül 1982
    [İmza]

Bu yazı “Zorunlu Bir Açıklama Ekim 1982” başlıklı broşürden (basım yeri belirtilmemiş) alınmıştır.

© www.zekiadsiz.com

 
   
 

 

 

   
RESIMLER HAYATI ANISINA ESERLERI MESAJ